Edebi açıdan sizi tatmin edecek, pek çok farklı hayat hikayesi ve olay örgüsüyle büsbütün içine çekecek, psikolojik tahlilleriyle ve aile travmaları ile toplumsal olayları ifade biçimiyle sizi çokça durup düşünmeye sevk edecek bir roman arıyorsanız, doğru yerdesiniz.
Artık rahatlıkla söyleyebilirim ki, Nermin Yıldırım benim çok sevdiğim bir yazar. Bu kitap, Dokunmadan ve Unutma Dersleri kitaplarının ardından okuduğum üçüncü kitabı. Hepsinden aldığım tat bambaşka ve hepsini alıp okumanızı gönülden tavsiye ederim. Anlatım biçimi, şaşırtıcı olay örgüleri, satır aralarında görebildiğiniz psikolojik tahlilleri, toplumsal konulara değinirken merakı ve sürükleyiciliği de bir an olsun düşürmemesi ile sizin de seveceğinize inanıyorum :)
Saklı Bahçeler Haritası ise acılarla yoğrulmuş bir roman. Bir yayınevinde yönetmen olan Rıdvan'a farklı zamanlarda, kimin hangi amaçla gönderdiği bilinmeyen esrarengiz mektuplar ulaştırılıyor. Kitap boyu, İstanbul'da yaşayan Suad ve Berlin'de yaşayan Behiye isminde iki kız kardeşin 1960 yılında birbirlerine yazdıkları mektupları okuyoruz. Behiye, aşık olup eşiyle birlikte Almanya'ya kaçıyor ve o günden sonra bu iki kardeş hiç haberleşmiyorlar. Ta ki Behiye 1960 yılında ilk mektubu gönderene kadar. Böylece ikisi de Behiye'nin kaçıp gitmesinden sonraki süreçte yaşadıklarını anlatmaya koyuluyorlar.
Suad'ın mektuplarında cumhuriyetin 10.yılı ve sonraki dönemin İstanbul'unu, ikinci dünya savaşının ülkemizdeki yansımalarını, bir dönem rumların, gayrimüslimlerin yaşadıkları zorlukları; Behiye'nin mektuplarında ise savaş sırasında Almanya'nın içinde bulunduğu durumu, savaşın izlerini okuma fırsatı buluyorsunuz. İkisinde de iyi ve kötünün nasıl birbiri içinde harmanlandığını, bizi biz yapanın da bizden koparanın da aslında çoğunlukla çocukluğumuzda açılan yaralar olduğunu, aynı anda hem acıyı hem umudu, hem sabredişi hem vazgeçişi, belki de kendinizi görüyorsunuz...
Tüm bunları okurken, bir yandan da Rıdvan'la birlikte mektupların nereden geldiğini çözmeye çalışıyor ve Rıdvan'ın geçmişine de ışık tutuyorsunuz.
Altını çizdiğim satırlar, buraya yazdığım alıntılardan çok daha fazla. Hiçbirinden mahrum kalmamanız için bir an önce alın ve okuyun isterim. Yine de incelememi kitaptan çok sevdiğim bir cümleyle sonlandırmak istiyorum:
"Oysa yaralarıyla değil, kabuklarıyla olgunlaşır insan dediğin."