·152 syf.····Okunma: 13 Aralık 2023 10:51 "insanlar aslında birbirini tanımadıkları için severler, şaşırtıcı değil mi? tanıdıktan sonra nefret ederler birbirlerinden.."
sahi, neden gittikçe yabancılaşarak koparız hep bir şeylerden?
kitap boyunca bu soruyu düşünerek ilerlememe sebep olan bir alıntı, yukarıda paylaştığım cümleler. kitabın sonunda buna cevap bulmaksa sizin elinizde.
modernist esintiler gördüğüm, herkesin benimseyebileceği bir kitap değil açıkçası. romandan ziyade bilinç akışı gibi alışılandan biraz daha karmaşık teknikler eşlik ediyor satırlarda size. şimdi, gelelim kitabın içeriğine,
kitapta iki hikaye birden yürütülüyor. bir hikayeden diğer bir hikayeye geçiş o kadar ustaca ayarlanmış ki, okurken bir film sahnesinden bir diğerine yavaş ve pürüzsüzce bir geçiş yapıyormuş gibi hoş hisler uyandırdı içimde:)
ilk hikaye eski zamanlarda kendi umutları, değerleri ve davası için savaşan, bunun sonunda ise etrafındaki her şeyin yavaş yavaş değişimine şahit olmaya başlayınca, kendini insanlardan ve dış çevreden soyutlayarak evdeki küçük dünyasına kapatıp elli sene dışarıya çıkmayan gül yetiştiricisi bir adam hakkında.
ikinci hikaye ise günümüz batı modernizmine yakın, eskide olan her şeyin unutulduğu, üzerine maalesef cila atıldığı tabiri caizse ânın yaşandığı değişik bir hikaye. günümüz çarpık ilişkileri tansel, sitare, çarli gibi karakterler üzerinden en iyi şekilde betimlenirken hikaye ana karakterimiz olan bir yazarın ağzından anlatılıyor. bu hikayede sitare'yi anlamak benim için o kadar zor oldu ki.. tam anlamıyla bir karmaşayı, umutsuzluğu ve vurdumduymazlığı simgeleyen sitare'yi kitabın sonlarına doğru anlayabiliyorsunuz.
özet olarak böyle, fakat özellikle ikinci hikayenin biraz daha ayrıntılı olmasını isterdim, benim için biraz yüzeysel kaldı diyebilirim. okuduktan sonra duvarla bakışıp bir şeyler düşünmeyi seviyorsanız tavsiyemdir:)