Yüzyıllık Yalnızlık
Puan vermedi·464 syf.··
2023 43. kitabı
Yüzyıllık Yalnızlık... Bundan birkaç sene evvel okuduğum bir kitap. Ara ara hala açıp sayfalarını karıştırdığım, kapağını kitaplığımda her gördüğümde yüreğimi yaralayan ve iç çektiren bir kitap... Yüzyıllık Yalnızlık, Kolombiyalı Gabriel Garcia Marquez'in en ünlü romanı olmakla bilinir. Büyülü gerçekçilik akımının en önemli temsilci ve en nadide örneklerinden biri sayılan bu kitap aslında büyük bir soykırımı ve dramı konu alan, toplumsal, zamanında üstü örtülmüş bir olayı hem eleştirel hem de edebi bir dille kaleme alan, okuduğunuz her sayfada tadı damağınızda kalan, karmaşık ama bir o kadar keyifli bir kitap benim için... Jose Arcadio Buendia ve eşi Ursula Iguaran, çocukları Aureliano Buendia (Albay), Jose Arcadio ve kızları Amaranta olmak üzere başlıca beş kişilik bir ailenin giderek büyüyen soylarındaki laneti konu alan bir romandır. Öldürdüğü bir adamın ruhunun verdiği rahatsızlıklardan ve kendi iç huzursuzluğundan kaçan, yakın akraba evliliği yaptığı için domuz kuyruklu bir çocuğu olması gibi bir lanetle lanetlenmiş olan Jose Arcadio Buendia, eşi ve çocuklarıyla dağları aşarak nehir kıyısına yerleşir ve Macondo adını verdikleri bir kasaba kurar. Bu kasaba yüzyıllık bu lanete ev sahipliği yapar. Neredeyse her yıl ağırladıkları çingene obaları ve onların tanıttıkları çılgın icatlarsa kasaba sakinlerinin dış dünyayla tek bağlantısıdır. Jose Arcadio Buendia bu çılgın icatları git gide aklını yitirir ve bu sebepten bağlandığı ağacın altında yalnız başına yaşamını kaybeder. Ailenin kurucusu rolündeki Ursula ise çevresinde olup biten saçma veya sapkın her türlü olaya mantığıyla el koyabilen tek kişidir. Melquiades ise ne kadar önemli bir rolü olduğu ancak kitabın son sayfalarında tam anlamıyla ortaya çıkan ve aileyi tarihini yazacak kadar iyi tanıyan bir çingenedir. Çingenelerin büyüsüne kendini kaptırıp git gide çoğalan bu aile ne kadar genişlerse genişlesin soyları bir kez lanetlenmiştir ve bu çoğalma dürtüsü lanetin önüne geçemeyecektir. Marquez, kitabı yazarken kendi ailesinden ve çocukken büyükannesinin ona anlattığı masallardan ilham almış, tıpkı kendi ailesi gibi isimleri birbirine çok benzeyen kocaman ve karman çorman bir aile ağacını kaleme almıştır. Bahsettiğim dramsa kitabın orta sonlarında Macondo'ya yapılan tren hattı ile gelir. Macondo'ya kurulan muz fabrikası ile yaşanan katliam aslında gerçek bir olaya dayanıyor. 1928 yılında gerçekleşen bu katliamda ölenlerin sayısı hiçbir zaman bilinmemekle birlikte 47 ile 3000 arasında değişen sayılar rivayet ediliyor. Olayın odağında muz işçileri var çünkü Latin Amerika büyük bir muz plantasyonuna sahip. Bizim bugün chiquita muz diye yediğimiz muza adını veren şirketin o yıllardaki ismi United Fruit Company. Haksız çalışma koşullarına baş kaldıran halka karşı Kolombiya ordusu harekete geçiyor çünkü Amerikan Hükümeti, United Fruit Company‘nin çıkarlarını korumak için Kolombiya Hükümeti’ni işgal ile tehdit ediyor. Bir bakıma şirket için Latin Amerika‘nın ilk toprak ağası tanımı yanlış da olmaz. Bu gerekçeler neticesinde de bahsettiğimiz katliam gerçekleşiyor… Katliamdan 20 yıl sonra Márquez’in hayatını etkileyen bir olay daha yaşanıyor. Geçmişteki acıları araştırmak isteyen Kolombiyalı politikacı suikaste kurban gidiyor. Bunun üzerine başlayan halk ayaklanmasının –ki bu olaylar sadece Kolombiya ile sınırlı değil, United Fruit Company‘nin üretim yaptığı Latin Amerika ülkelerini etkiliyor– Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara önderliğindeki Küba Devrimi‘nin başlangıcına etkisi oluyor. Ayrıca kitaptaki kasabanın isim olan Macondo, o coğrafyada kullanılan eski bir dil olan Bantu dilinde muz anlamına geliyor. Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, Muz Cumhuriyeti lafı da buradan geliyor. Marquez'in büyülü gerçekçilik etkisinden sıyrılmadan, edebiyatı yokuş aşağı sürerek tarihi bir gerçekliğe parmak bastığı bu nokta, bence kitabı can alıcı yapan asıl kısım. Yazarı derinden etkileyen bu olayın, fantastik ögeler içerin bir kitapta kurguyla harmanlanarak ortaya çıkışı bence yazarı takdir etmek için en önemli etken çünkü edebiyatı hem bu denli süslü bir şekilde kullanıp aynı zamanda akışı bozmadan olayı protesto edebilmek her yiğidin harcı değil. Kitabın sonu ise... Enfes. Kitabın geneli için kullanabileceğim en doğru kelime bu sanırım. Enfes. Marquez'in her romanı masal tadında ve bence su gibi akıp gidiyor. Modern klasiklere başlamak için Marquez'in üzerine tanımıyorum. En büyük tavsiyemdir. Edebiyatla ve sevgiyle kalın...
Roman-Edebiyat
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
·
112 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.