Kitap 1996 yılında yayımlanmış tarihi bir romandır. Maalouf, 1946 yılında Lübnan’da doğmuş olup ekonomi ve toplumbilimi alanlarında eğitim almıştır.
Kitabın ana karakteri İsyan Kitapdar’dır. Diğer tüm karakterlerin bu isim etrafında açıklamasını yapmak daha yerinde olacaktır. Babası Osmanlı soyundan annesi Ermeni asıllıdır. Dedesi Nubar, kardeşi Salim, eşi Clara, kızı Nadya’dır.
Kitap, İsyan’ı İkinci Dünya Savaşı zamanında Paris’te Direniş gösteren grubun saflarında savaşması sebebiyle döndüğünde kahraman olarak karşılandığı bir fotoğraftan tanıyan yazarın onunla sohbet etmesiyle başlar.
Baba Kitapdar ve onun Ermeni asıllı arkadaşı Nabur, Adana’ da yaşanan olaylar neticesinde Lübnan’ a göçmüşlerdir. Burada Baba arkadaşı Nabur’un kızıyla evlenir ve bu evlilikten ablası iffet, kardeşi Salim ve İsyan dünyaya gelir. İsyan Fransa’ ya tıp eğitimi almaya gider fakat ikinci dünya savaşının Fransa’ya sıçramasıyla birlikte kendini direnişçiler arasında bulur. Onun kod adı: Bakü’dür. Kendisi gibi direnişçi bir isim olan Clara ile evlenir. Savaş bitiminde İsyan artık bir kahramandır. İsyan, babasının hastalanması nedeniyle Clara’yı Hayfa’da bırakır ve Lübnan’ a gider. Bu sırada Arap-Yahudi savaşının patlak vermesiyle eşi Clara sınırın diğer tarafında kalmış olur. Bu dönemde Clara kızları Nadya’ ya hamiledir. Yaşadığı olaylar Isyan’ın bunalıma girmesine neden olur. Bu durumu fırsat gören Salim kardeşini akıl hastanesine kapattırır ve mirasın tamamının kendisine kalması için çabalar. 20 yıl boyunca akıl hastanesinde kalan isyan, eşi Clara ile zaman zaman haberleşmiş olsa bile istediği karşılığı görememiştir. Bu umutsuzlukla yıllarını geçiren İsyan, tam umudunu kaybetmişken kızı Nadya tarafından bulunmuştur. Böylelikle ümitsizliğin yerini alan umut isyanın Lübnan daki çatışmaları fırsata çevirip akıl hastanesinden kaçmasına ve Fransa’ ya dönmesine zemin hazırlar. Ve Clara ile yeniden buluşur.
Doğunun Limanları, bir dönem Avrupalıların ticaret yaptıkları kentlere verdikleri isimmiş.
İşte bu kitap bu kentlerde dil, din, ırk ayrımını aile bağlarına dönüştürmeyi başaran kimselerin doğu batı ekseninde nasıl iki bölündüklerinin hikayesidir.
“Bazen savaşın da son baharı vardır.” Kitaptan alıntıladığım bu söz, ifade etmek istediklerimin bir özeti gibi. Çünkü acıların umuda dönüştüğü bir sonbahar bu. Çünkü bir savaşın sonbaharında en sıcak ve uzun günler ihanetlerin, kayıpların ve vedaların gölgesinde geçmiştir. Ve şimdi o yapraklar yeniden bir bahar sabahında tomurcuğa dönüşmek üzere toprağa düşüyor… Savaşa şahit olan her kişinin sonbaharı bir umuda gebe olur. İsyan Kitapdar için bu umut Lübnan’dan bedelini hasret ve deliliğin sınırlarında gezmekle ödediği bir limandan hareket etmiştir diyebiliriz.