(Eser miktarda spolier içerebilir)
Bu romanı bir cisme benzet, deseniz; o cisim kesinlikle "akupunktur iğnesi" olur. Yüzünüze, gözünüze batar, sinirlerinizi incitir, bir rahat ettirmez. Alex'in empati yoksunluğu, küfürlü üslubu, bulaştığı pis işler ve yaptığı kan donduran eylemler "Ulan ben bu hıyarın anlattıklarını ne bok yemeğe dinliyorum." dedirtir ve kitabı yırtıp atasınız gelir. "Böyle moron sapları, sapıkları sallandırmalı, yakmalı, yırtmalı! Kendiyle empati kurmamı bekliyor bir de piskopat dallama!" demekten kendinizi alamazsınız.
Gel gör ki roman ilerleyip de Alex cezasını bulunca hapisane sisteminin yararsızlığı batar bu kez yüzünüze gözünüze.Bir de kendinizi özgür iradeye direkt müdahalenin ahlaki olup olmadığını sorgularken bulursunuz. Üstelik bu sorgulamaya muhteşem bir durum ironisi eşlik eder: klasik müzik ve suç...
Kısacası sinirlerinizi, sınırlarınızı zorlayan, ne derece insan olabildiğinizi sorgulatan, o büyük büyük sığındığımız çağdaş insan mertebesine erişip erişmediğinizi ölçen bir antikarakter romanıdır Otomatik Portakal. İşte tam da bunun için akupunktur iğnesidir. Rahatsız ettiği kadar göreceli olarak çoklarına şifa da olur. Zira bir toplumun illeti sade suç potansiyelinden değil suçluya verdiği cezadan da ortaya çıkar.