Yazarın okuduğum ilk kitabı.
İki kahramanımız var, Kinyas ve Kayra. Yolları henüz çocukken kesişmiş, varoluş sancıları çeken, umutsuzluk çukuruna saplanmış, bu çukurda sürekli sadist ve mazoşist eylemlerle debelenen iki pesimist karakter.
Yaşadıkları şehri, kendilerini delice seven ailelerini bırakıp Afrika'ya giderler. Hikayelerine kendilerince bir son yazacak bedenlerinden önce tüm kötülüklerini besleyen zihinlerini öldüreceklerdir. Yazar çok güzel bir süpriz yaparak kitapta bu iki karakteri ücra bir sahilde kendisiyle karşılaştırır. Kimseye güvenmeyen, kimseye karşı sevgi kırıntısı hissetmeyen, karşilastikları her insanda muhakkak kötü bir iz bırakan iki arkadaşın samimi bulduğu ve zarar vermekten çekindiği tek karakter yazarın kendisidir. Kendini böyle bir şekilde konumlamasını çok sevdim :)
Yolları ayrılır iki arkadaşın ve ikisi de kendilerine ayrı bir son yazarlar. Kayra'nın ve Kinyas'ın ayrı ayrı seçimlerini ve seçimlerinin sonuçlarını okuyoruz son iki bölümde.
Beni en çok son bölümde Kinyas'ın kararları etkiledi. En çok o bölümü sevdim. Umuda tutunuşu, yaptığı tüm kötülüklere rağmen sevgide şifa arayisi... Azılı bir suç makinesi bile olsa umudun ve sevginin iyilestiremedigi hiç kimse yok sanırım dünya üzerinde.
Kitap herkesin okuyabileceği bir kitap değil. Kasvetli, bunaltıcı bir havası var. Diyaloglar çok az. İyi bir okuyucu değilseniz yorabilir. İkinci bölümden sonra özellikle çok beğendim ben. Yeraltı edebiyatı sevenler eminim çok beğenecektir.