“kendi bodrumunda tıkılıp kalan ve üst katlara çıkan basamakların önünde bekleyip duranlar için”
Uzaktan bakıldığında Ellinor’un kendini iyi hissetmesi için hayatında her şey mevcut, iyi bir işi ve değer gördüğü bir ilişkisi var. Ama Ellinor sahip olduğu her şeye rağmen kendini sıkışmış, mutsuz ve amaçsız hissediyor.
İş arkadaşı birden ortadan kaybolunca masasında yeni bir görev beliriyor ve böylece norveç postkom tarafından yönetilen, AB’nin üçüncü posta direktifi uygulamasına karşı bir siyasi kampanyanın tam ortasında buluyor kendini.
Bu direnişle beraber iş arkadaşlarının sesi oluyor ve hayatı monotonluktan uzaklaşıp, anlam kazanmaya başlıyor.
Postane günlükleri, yazarın türkçeye çevrilen diğer kitabı “miras”a karşın daha umut aşılayan bir hikayeye sahip. Bireyin topluma karşı yabancılaşma ve yalnızlaşma sürecine dair güzel bir metin, ilgisini çekenlere tavsiye ederim
“sanki karanlık bodrum merdivenlerinin en son basamağındaydım, yukarıdaki kapının altından gün ışığının süzüldüğünü görüyordum ve oraya ulaşmayı, birinci katın aydınlığına çıkabilmeyi başaracağıma dair büyük bir inanç içimi kaplıyor gibiydi.” Postane GünlükleriVigdis Hjorth