~~~2000'li yıllardan kalma günlüğümü bulduğum gün başlamıştı her şey. Ya da Dag'ın gittiği gün. O bizi hiç olmayacak şekilde bırakıp gittiğinde, bana olmayacak bir iş yapıp çekip gitmenin mümkün olduğunu göstermişti, ben de olmayacak işlere kalkmak, çekip gitmek istediğimi anlamıştım. Yoksa Dag'ın öldüğü gün müydü? Hiç olmayacak, dönüşü olmayan bir şey yapmış kendini öldürmüştü. Normal bir gün. Her zamanki gibi kalkmıştım oysa, kahve yapmış, bilgisayarın başına geçmiş, ByggBo'n yeni sayısını hazırlamaya başlamıştım. Sonra Rolf aramış, ofise gelmemi söylemişti, sonra Dag çekip gitmişti, sonra Dag ölmüştü, bir anlamda ben de ölüydüm ama yaşayan bir ölü ve canlı kalmak için bir şeyler yapmalıydım~~~
Tüm sorgulamalar; günlük ve Dag'ın ölmesiyle başlar... Herşey aynı aslında, aynı düşüncelerde mi olurduk, yoksa fikirlerimiz davranışlarımız değişir miydi... Yaşanan olaylar, tüm düşünce akışı, ifade ettiklerimiz, etmeye çalıştıklarımız ya da etmediklerimiz... Varoluşumuz adına hep aynı yerde miyiz yoksa bir adım ilerleyebilecek cesareti bulabilir miyiz...
Varoluşun tesadüflerine, doğanın kaprislerine, kontrol edemediğimiz biyolojinin insafına kaldığımız hayatta, umutsuzluğumuzu reddedeceğiz, çarpan kalbimizi görmezden geleceğiz, aklımızın asla almayacağı pek çok şey olduğunu kabul etmek yerine, akla yatmayanla yaşayıp önemli şeylerin belki de sadece sezinlenebilir olduğu fikrini kabul etmek yerine kendimizle anlaşmazlığa düşecek, kavgaya tutuşacağız ve beynimize kalplerimizi aydınlatmasını, ortadan kalkmayacak çelişkilerle birlikte yaşamayı mümkün kılmasını öğreteceğiz, canlıyken utançla ve felç içinde değil, tutku ve minnetle yaşamayı deneyeceğiz. Yine de insan birdenbire öyle içinden geldiğince davranamıyor. Kolay bir hayat peşindeysen, yapman gereken tek şey kendini