İskenderiye.. "Bulmaktan korktukları şeyi aramaya yazgılı kadınlarına hazdan değil, acıdan şehvet duymayı buyuran bir kent!"
Büyülü, güzelliğiyle göz dolduran, akıl çelen, sırlara ev sahipliği yapan..
İskenderiye'nin büyüsü ile yarışan Justine oldukça farklı, dikkat çekici ve tutkulu. Âşığı çok da acaba âşık olduğu kim diye sorgulamamak imkânsız. Bu ilk kitapta birçok olaydan ve karakterden bahsedilse de tüm yollar yine Justine'e çıkıyor. Bana kalırsa onu seven bu kadar insanın arasında yapayalnız ve bu hissini öyle güzel ifade ediyor ki yaptığı hatalar varsa bile insan asla yargılayamıyor onu.
.
Anlatım son derece insanı esir alan türden. Tasvirleri, benzetmeleri ve duygu değişimlerini yansıtma açısından çok başarılı. Düzenli bir olay örgüsü ve zaman kavramı olmadığı için kopukluklar hissedilebilir ama bunu ancak kitabı elinizden uzun bir süre bırakırsanız yaşarsınız. Öyle şiirsel bir anlatım var ki sayfalar akıp gidiyor, bütünlük arama ihtiyacı bile hissetmiyorsunuz. Hikâye belki dağınık ama hatıralar öyle yaşanmış, duygular öyle gerçek ki.. İç içe geçen bir sürü hatıra, bir sürü ilişki. Bazısı gizli, bazısı gizlenemeyecek kadar coşkulu. Justine, Melissa, Balthazar, Nessim, Clea.. Hangi âlemde şimdi merak ediyorum. Çünkü onlar bir yerde yaşıyor gibi hissediyor insan kitabı bitirdiği vakit. Hepsinin hissini, düşüncesini, hayalini, yaşanmışlıklarını ve yaşayamadıklarını, çekip gidişlerini, kalışlarını, sevgilerini, nefretlerini ve aşklarını sahiplendim.
.
Durrell, İskenderiye Dörtlüsü'nde çağdaş sevgiyi irdelediğini söylemiş. Ve sevgiyi sadece kadın-erkek arasında oluşan bağ olarak da işlememiş. Ben ne desem eksik kalacak, o yüzden seriye başlamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Durrell, Sade'in görüşlerine, Freud'un aşk psikolojisi kuramına bol bol değinmiş. Sade'den