“Bu roman Justine'in bir devamı değil ana baba bir kardeşidir.” demiş Durrell kitabın hemen başında. Meğerse devam kitabı sadece sonuncusuymuş. İlk defa bir seri kitapta buna benzer bir şey görüyorum. Üst üste binmiş, iç içe geçmiş üç kitap, -üç kardeş- sırayla çıkıp konuşuyor da sanki, en büyükleri, kendi zamanını bekliyor, her şeye son şeklini vermek için.
Belirsiz anlatıcı İskenderiye’den uzakta, bir adada. Belleğinin karışıklıkları İskenderiye’yle dolu hala. Düşlerini, kabuslarını hala İskenderiye’den getirtiyor. Geçen zamanın çoktan çiğneyip tükürdüğü kabuslar, yüzü kırışıklıklarla dolu düşler bekliyoruz. Ama hayır, turfanda gelenlerin hepsi.
Justine’i okurken olup bitenleri okuyoruz yine yeniden, ama sanki tüm o olup bitenleri anlatıcının yanında dikilip izleyen biz değilmişiz gibi. Balthazar’ın gözlerinden önümüze açılan pencereden bakarken, gerçeklerimiz eğilip bükülüveriyor. Doğru bildiklerimiz kılık değiştirip kahkahalar eşliğinde dans ediyor.
Kendi seçtiğimiz yalanlar üzerine kurulu hayatlar yaşadığımızı söylemeye varmıyor dilimiz. Onun yerine, nasıl da sersemlemişiz, kandırılmışız diye fısıldıyoruz anlatıcıyla birlikte. “Ola ki sevmek sersemlemektir..”
İlk kitaptaki toz kokusu o kadar keskin gelmiyor artık bu kitapta, renklerin cümbüşü biraz da olsa körelmiş, şarkılar daha sessiz. Ama yine de, okuduğum sayfa bitiyor diye telaşlanarak bir günde yiyip bitirdim ben bu kitabı. Uzun zamandır bu kadar içine düştüğüm bir kuyu olmamıştı, ne güzel çekti beni içine İskenderiye.
Herkese merhaba @Pinarin_kutuphanesi_ ile beraber Balthazar kitabını okuduk.
•
Şimdi kitapla alakalı ilk başta şunu söylemek istiyorum ki okurken aşırı zorlandım çünkü ilk kitabı okumamın üzerinden 1 sene geçince ilk kitabı unuttum ikinci kitapta ise ilk kitaba atıflarda bulunduğu için konuları tamamen kaçırdım ayrıca kitapla alakalı üç farklı anlatıcı var gibi geldi kim kim kim hangi olayı anlatıyor bir türlü çözemedim yarım bırakmak istesem de bırakamadım neyse efendim kitapla alakalı ne iyi ne kötü diye biliyorum söyleyeceğim ilk şey seriye ara vermeden yakın zamanda peş peşe okumak niyetindeyim ilk kitaptan başlayarak.
BalthazarLawrence Durrell · Can Yayınları (Modern) · 202212 okunma
Balthazar, İskenderiye Dörtlüsü’nün ikinci kitabı.
Adının Darley olduğunu öğrendiğimiz ilk kitaptaki anlatıcımız adada yaşamaya devam ediyor. Balthazar’ın ona yazdığı mektuba cevap olarak, yazdığı kitabı (okuduğumuz ilk kitap) gönderiyor. Aylar sonra bir gün elinde satır aralarına notlar alınmış, çizilmiş, düzeltilmiş kitapla Balthazar çıkageliyor. Darley, kitabını bütün bu düzeltmeleri de dikkate alarak baştan yazıyor. Okurken görüyoruz ki Darley’in yaşadığı, yaşadığını düşündüğü şeyler Balthazar’ın tarafından bakıldığında aslında hiç de öyle değilmiş. Olaylara, kişilere Balthazar’ın gözünden bakıldığında her biri bambaşka bir kimlik kazanıyor. İki insan aynı anda aynı yerde yaşayıp her şeyi ne kadar farklı anlamlandırabiliyor.
Durrell, “Bir dörtlünün ikincisi olan bu roman Justine’in bir devamı değil, ana baba bir kardeşidir.” diyor. Yapmak istediğini “biçimini görecelik önermesinden alan dört katlı bir romanı tamamlamaya çalışıyorum.” şeklinde ifade ediyor. İşte Balthazar ikinci katı oluşturuyor. Durrell’in yaptığı şeyi gerçekten çok sevdim arkadaşlar. Muhteşem bir iskele üstüne şahane bir yapıt kurmuş. İlk kitapta öğrendiğim her şeyin birer birer yıkılışına şaşkınlık ve hayranlıkla şahit oldum bu kitapta. Bir de ah o İskenderiye, şu an nasıl bir şehirdir bilmiyorum ama Durrell’in İskenderiye’si bütün o karmaşıklığıyla çok fazla güzel.
BalthazarLawrence Durrell · Can Yayınları (Modern) · 202212 okunma
Bu kitap Justine'e göre beni biraz süründürdü, hayatımın garip bir haftasına mı denk geldi ne oldu bilmiyorum ama bence kişisel bir şey, kitapla ilgili değil. Ara ara kitaptan koptum, uzadıkça uzadı, uzadıkça ben sıkıldım ama sonunda bitirdim. Şimdi hemen serinin üçüncü kitabı ile devam edeceğim, zira seriden iyice kopup uzaklaşmaktan korkuyorum ve bunu istemiyorum açıkçası, Clea'yı çok merak ediyorum çünkü kendisi favori karakterim gibi duruyor.
BalthazarLawrence Durrell · Can Yayınları (Modern) · 202212 okunma
“sözde ‘tam aranan’ kişilerin ya çok erken, ya da çok geç gelmesi aşkın değişmez yasasıdır. (s.137)
Sanırım baskısı yokmuş o yüzden canınızı çektirmek gibi olmasın ama bu İskenderiye Dörtlüsü çok acayip. Hem büyülü hem büyüleyici.
Justine’i dalgalı denize benzetmiştim. Balthazar da suyu buzzz gibi denizdi. Çok oyalandım kıyısında. Yok dedim herhalde giremeyeceğim ama geri de dönemiyorum. Uzun süre dikildikten sonra yine bıraktım sulara kendimi. Aldı götürdü.
Yine aşk, arzu, ilişkiler ve İskenderiye. Öyle bir okuma hazzı veriyor ki içine neyden ne kadar koymuş çok da önemli gelmiyor :)
Güzel olduğu kadar da zor bir kitap. Justine’in devamı değil, aslında yaşananları başka bir gözden göstermiş Durrell. Tıpkı gerçek hayat gibi. İnsanların bize göstermediği arka bahçeleri olur bazen. Gerçek’ten ne kadar bahşederlerse bize o kadarını biliriz.
Anlatıcı Darley ve okur ben, gerçeğin başka boyutlarıyla karşılaştık bu kitapta. Belki üçüncü kitapta bambaşka boyutlarıyla daha karşılaşacağız.
“Doğru yücedir ve er geç meydana çıkacaktır
Meydana çıkması hiç kimseyi ilgilendirmediği
zaman”(s. 161)
İskenderiye Dörtlüsü’nün ikinci kitabı Balthazar. Çağdaş sevginin araştırılmasının romanı için yazdığı notta bu kitabın Justine’in devamı değil ana baba bir kardeşi diyor Durrell. Gerçekten de olaylar kaldığı yerden devam etmiyor, yine anlatıcı Darley’nin kaleminden ama Balthazar’ın gözünden ters köşe gösterdiği gerçeklerle bolca şaşırtarak ilerliyor.
Anlatım ve hikaye yine geçmişe dönük ilk kitaptaki aynı zaman diliminde İskenderiye atmosferinde, dostluk ve aşk ilişkileri başka bir bakış açısından aktarılıyor olaylar. Durrell’in tasvir ve yazdıklarını okura o büyülü şehrin içinde bir yerden izliyormuşçasına yaşatma gücüne hayran olmamak elde değil. Özellikle karnaval gecesi ve balosunu anlattığı bölümlerde o rengarenk cümbüşün ortasında, maskelerin, kukuletalı kıyafetlerin gizlediği kimliklerin özgürlüğünde renkli dünyanın derinlerinde yaşananlara dalmak çok keyifliydi.
Tabii geçmişin sırlarının acımasızca ama zaruri olarak ortaya çıkması, o sırların ağırlığının kentin ağırlığına, rengine karışması ayrı bir lezzet.
Alıntı: “Ama herkes domino giymiyor - çünkü giysi konusunda saplantıları olan pek çok kişi var, ayrıca kalabaik bir odada sicak gelebilir. Bu yüzden sokaklarda yürürken palyaçolara, çoban kizlarina, Antoniuslara, Kleopatralara, iskender’lere rastlayabilirsiniz. Kartinizi gösterdikten sonra içerideki ilikliga, aydinliga, esriklige dogru merdivenlerini tirmanacaginiz Cervoni’lerin evinin demir parmaklıklı büyük bahçe kapisindan içeri girdiginizde, an anki soytari ya da palyaço kiligiyla adamakilli degigmis ya da kara pelerinlerin, kukuletalarin yokluguna siginmis, benzeri az bulunur başıboş bir neseye kendilerini delice kaptirmis dostlarinizin, tanıdıklarınızın sevilen ya da korkulan çizgilerini karanlığın içinde seçersiniz.
Kahkahalar sanki basinç
Balthazar, mart ayında başladığım iskenderiye dörtlüsü’nün ikinci kitabı. ilk kitapta başta justine olmak üzere anlatıcı darley’nin etrafındaki karakterleri tanımış, iskenderiye sokaklarının çeşitliliğinde, renklerinde dolaşmıştık. balthazar’da yine aynı süreci okuyoruz, anlatıcı yine darley olsa da bu kez balthazar’ın bakış açısıyla ve darvey’in bilmediği gerçeklerle birlikte o sürece bambaşka bir perspektiften bakma fırsatı buluyoruz. karakterler derinleşiyor, okuyucuyu merakla üçüncü cilde taşıyacak detaylar ortaya çıkıyor.
dili yine oldukça renkli ve dolu dolu. ilk kitapta bahsettiğim gibi odaklanarak okunursa hakkıyla sindirilecek bir anlatımı var. tek farkı ilk kitap sonrası bu dile daha aşina oluşumuz.
çeviri yine şahane, tertemiz de bir baskı.
emeği geçen herkesin ama en çok da ülker ince’nin ellerine sağlık.
.
.
.
“Kimi insanlar ötekilere göre daha çok kötülük, daha çok iyilik etmek üzere doğarlar - kurtulamadıkları hastalıkların bilinçsiz taşıyıcılarıdırlar. Bana kalırsa, bizim belki de onları incelememiz gerekir, çünkü görünürde onların salgıladıkları ya da ulaşmaya çalıştıkları bozuşma ve karışıklık evreni ileri götürüyor olabilir.”
2024 yılında okuduğum ilk kitap #balthazar oldu. Lawrence Durrell’ın meşhur seri romanı olan İskenderiye Dörtlüsü’nün ikinci kitabı Balthazar.
Eser ilk roman Justine gibi şiirsel bir üslup ile yazılmış , roman değil de sanki bir şiir kitabı okuyor gibisiniz. Birinci kitabın devamı olduğu için de kurguya hakimsiniz. Bu sebeple konuyu kavramada ve kişileri tanımakta zorlanmıyorsunuz. Birinci kitabın bittiği yerden başlıyor gibi görünse de aslında hikaye İskenderiye’de yaşanan olayları bir de Balthazar’ın bakış açısından değerlendirmek gibi olmuş. Anlatıcı, Justine, Nessim , Clea ve Baltazar‘dan oluşan arkadaş grubunda yaşanan olayları birinci kitapta kahramandan dinlerken bu kitapta Baltazar‘ın aldığı notlardan faydalanarak kahramanın anlatımıyla okuyoruz. Kahraman demek zorunda kalıyorum çünkü kitabın baş kişisi hakkında arkadaşlarının anlattıklarından başka bir bilgimiz yok, anlatıcının adını dahi bilmiyoruz. Birinci kitabın sonunda Justine kayboluyor, kaybolduktan sonra da kahraman yunan adalarına gidiyor ve oraya yerleşiyor. İskenderiye’de kalan dostu Balthazar ise geçmişte yaşanan olayların iç yüzünü arkadaşına anlatarak vicdan muhasebesi yapıyor. Arkadaşının tutkuyla aşık olduğu kadının onu nasıl aldattığını anlatarak gözünde büyüttüğü aşkın aslında bir senaryodan ibaret olduğunu ona göstermeye çalışıyor.
Kitabın arka kapak notuyla değerlendirmemi bitiriyorum.
Keyifli okumalar dilerim .
“ Tüm dünyanın nefesini tutmuş yeni bir dünya savaşını beklediği gerilimli bir dönemde zamanın adeta durduğu romantik bir kent; İskenderiye. Ve bu kentte sürgün hayatı yaşayan anlatıcının saplantı derecesinde tutku duyduğu iki kadın. Gizli ilişkiler ve tereddütlerle dolu bu panoramaya gizemli doktor Balthazar’ın bakış açısı eklenince ilk kitapta anlatılan olaylar farklı
Balthazar , Durrell'in " çağdaş sevgi'yi " irdelemek üzere kaleme aldığı , 20.yüzyılın en görkemli başyapıtlarından biri olan Iskenderiye Dörtlüsü'nun ikinci cildi.
Lawrance Durrell’in İskenderiye Kütüphanesi’nin ikinci kitabı olan “Balthazar”la macera devam ediyor. Aslında “Justine, Balthazar, Mountolive ve Clea” tek bir olay örgüsünü anlatıp, her kitapta bir önceki anlatıyı ayyuka çıkaran yapısıyla, çapraz sorguya çekilmiş bir okur gibi hissediyorsunuz. Her okuduğunuz ayrıntı, bir zaman sonra yazar tarafından adeta, “kandırdım sizi” diye bir ses beliriveriyor.
Durell’in uzun yıllarını İskenderiye’de geçirdiğini de okuyunca, bu anlattıklarının ne kadarının gerçek ne kadarının kendi kurgusu olduğunu hakikaten merak ettim. Şöyle bir kurgu ve gerçeklik yüzdeliğini paylaşmasını isterdim açıkçası.
Justin’de öğrendiğiniz neredeyse bütün bilgiler, Balthazar’la beraber tamamen yerle bir olup, bildiğimiz her şeyim tamamen yanlı ve yanlış bir anlatım olduğunu öğrendik. Öyle bir seri ki bu, spoiler vermeden de kitap hakkında yorum yapmak oldukça güç. Ben açık açık zorlandığımı sizlere yazıyorum, ey okurlar. Yorumu kitaptan bir alıntı ile sonlandırıyorum. Son kitap olan Clea’da sanırım net ve geniş bir yorum yapabilirim.
“Çok merak ediyorum, acaba bütün bunlar bana ancak neden şimdi söyleniyor? Dostlarım baştan beri her şeyi biliyor olmalıydılar, oysa hiç kimse tek söz etmedi. Ama elbette doğrusu da bu; cambaz gergin ipin üstündeyken hiç kimsenin tek söz söylememesi, hiç kimsenin karışmaya kalkmaması, hiç kimsenin en küçük bir fısıltı bile çıkarmaması gerekir; herkes öylece oturur gösteriyi izler, ancak iş işten geçtikten sonra akıl veren çok olur.” Sayfa 50.
BalthazarLawrence Durrell · Can Yayınları (Modern) · 202212 okunma
Lawrence George Durrell (d. 27 Şubat 1912 - ö. 7 Kasım 1990) Britanyalı romancı, şair, oyun yazarıdır. Kendisini Britanyalı olarak görmemiştir. Ölümünden sonra Britanya vatandaşı olmadığı ortaya çıkmıştır. En bilinen çalışması İskenderiye Dörtlüsü'dür.
27 Şubat 1912 tarihinde Hindistan'da doğdu. Öğrenimi için on iki yaşında İngiltere'ye gitti. Londra'da çeşitli işlerde çalıştıktan sonra, Yunanistan'da Korfu adasına yerleşti. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve savaştan sonraki yıllarda Rodos, İskenderiye, Kıbrıs gibi Akdeniz ülkelerinde yaşadı.
Şiirleri, romanları bu yerlerin yankıları ile doludur. "Justine" adlı romanının yayınlandığı 1957 yılına değin az tanınan bir ozan iken "Justine", "Balthazar", "Mauntoliv", "Clea" adlı roman dizisinden sonra günümüzün en çok okunan ve sözü edilen yazarlarından biri oldu.