Puan vermedi·517 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ocak 2024 23:08 Genç bir insanın aşkla tanışıp aşktan aldığı güçle tüm imkânsızlıklara cesurca göğüs geren güçlü bir karaktere dönüşmesini anlatmaktadır.(kanımca)
Martin; eğitimsiz, yetim, fakir... Hiçbir toplumda hiçbir zaman bir araya gelmemesi gereken tüm eksiler onda mevcuttur. Fakat o insanüstü bir çabayla çalışır. Çalışmak derken ağır işçi gücü isteyen işleri ve yazarlık olma yolunda yaptıkları kastedilmekte. Bu genç adam uykusundan feragat edip âşık olduğu kadınla bir hayat kurmaya çalışır. Ardından içindeki yeteneği fark eder. Yazarlığın onun asıl varlık sebebi olduğunu keşfeder.Hayallerine doğru ilerlemeye çalışırken sevdiği kadın dahil kimsenin desteğini görmemesi vicdanlara dokunacak cinstendir.
Başarılı olduktan sonra kendisiyle alay edenlerin ikiyüzlülükleri karşısında "Beni kimselerin istemediği zaman kişilik olarak ne ölçüde bir değere sahipsem şimdi de aynı değerde bir insanım." diyerek tepkisini dile getirmiştir.
Başarısızlığı yüzünden onu terk eden ancak başarılı olduğunda kapısına gelen Ruth'a " Sen beni şekillendirip kalıplar içine sokacaktın. Beni, hayatın bütün değerlerinin gerçek dışı, sahte ve bayağı olduğu güvercin yuvası kadar bir yaşamın içine sıkıştıracaktın." der ancak bunu derken bile nezaketi elden bırakmamaya çalışır.
"Ruth'u gerçek manada sevmediğini şimdi anlıyordu Martin. Onun sevdiği idealize edilmiş, dünyevi olmayan, kendi kafasında yarattığı bir varlık, aşk şiirlerine konu ettiği ışıklar saçan bir ruhtu. " cümleleri Martin'in her şeyi fark ettiğini gösterir niteliktedir.( Aşk denilen şey bizim kafamızda kurduğumuz uydurma karakterlerin bir maskesi midir yoksa? Öyle olduğunu gösteren örneği okumuş bulunduk en azından.)
Kitabın sonu olması gerektiği gibi esasen. Gerçekçi düşünecek olunursa tabii. Bu kadar gerçek olması her ne kadar hüzün ve karamsarlık duygularını salsa da dört bir yana, gerçekleri kabul etmekten başka ne çare vardır?