Hakkında uzun uzun yazmayı planladığım için bunca zamandır inceleme paylaşmadığım bir kitap da buydu. Vaktindeki popülaritesine rağmen hala Türkçeleştirilmemesi beni şaşırtmaya tüm hızıyla devam ediyor.
Açıkçası kitabın yaklaşık ilk yarısını severek okudum. Sevilesi olmayan karakterleri genel olarak daha ilginç bulduğum için kitabın bana yine de yaşattığı minik sinir harplerini görmezden geldim. Ne var ki kitabın yaklaşık ortasından itibaren karakterlerin hepsi inanılmaz bir tahammül edilemezlik ve mide bulandırıcılık içine düşüyor. Yazar adeta kurgusal hayvanlara zarar vermek, bu sahneleri ucuz şok değeri için sömürmek adına kılı kırk yarıyor. Ayan beyan ‘self-insert’ü olan Cleo’nun her tür sülüklüğüneyse hiçbir zaman gerçekçi sonuçlarla yaklaşmıyor, normalde kendi kuyusunu kazacak bir karakter hiçbir noktada bir yetişkin olarak yaptığı berbat seçimlerden sorumlu tutulmuyor, aksine nedensiz yere çevresindeki herkes tarafından ödüllendirilmeye devam ediyor. Diğer karakterlerin duygusal manipülasyonu eleştirel bir ışıkla ele alındığında bile kitap kendinden şoke edici bir habersizlikle Cleo’nun iğrençliğini (duygusal manipülasyonun yanında fiziksel saldırıları unutmayalım) görmezden geliyor. Sorun biraz da bu — Coco Mellors’un bu davranış örüntüsünde hiçbir problem görmeyen bir insan olması.
Tüm bu yazdıklarım size moralist bir okur olduğumu düşündürmesin, zira değilim. Ancak beyaz bir kadının başkalarına zarar veren davranışlarının sonuçlarıyla yüzleştirilmeyen, hep bir şekilde hakkında bahaneler bulunarak ödüllendirilen bir beyaz kadın karakter yazmasını, bunu beyaz gözyaşlarının özellikle siyahilere karşı silah olarak kullanıldığı bir ülkede yapmasını, üstelik bunu yaptığından bariz şekilde bihaber olmasını herhangi bir kitabın çok daha ötesindeki büyük bir sosyal sorunun bir parçası olarak gördüğüm ve gerek kasıtlı gerek istemsizce olsun okurların gözünde “haksız olduğunda bile daimi kurban beyaz kadın” imgesini iyice normalleştirdiği için midem bunlara değinmemeyi kaldıramazdı. Bir kez daha belirtmek istiyorum, moralist bir okur ve kitapların sosyal olarak kabul edilemez şeyleri işlemesini (gerekiyorsa bunları kitap içinde eleştirmemesini) yanlış bulan bir bakış açısına sahip değilim. Kitabı okumayanlar için bu söylediklerim öylesi bir perspektife aitmiş gibi durabilir, fakat aradaki farkın yazarın farkındalığı kıstası olduğunu anımsamak gerekiyor.
Yazarın kaleminin kötü olduğunu düşünmediysem de kimseye tavsiye edeceğim bir kitap değil, tahammül edilmezliği beni okuduğum dönemde kitaplardan tamamen soğutmuştu ve tekrar bir şeyler okuma isteğini bulmakta zorlanmıştım. Gereksiz bir baş ağrısı çekmenize lüzum yok.
hayatın içinden şeyler okumayı severim ve sıkılmam da ama herkes yapamıyor. o kadar baydı ki okumaya çalışırken 'ne anlatıyorsun abla' demekten ilerleyemedim. oysa ilk bölümü güzeldi...