·296 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ocak 2024 15:12 Çalıştığı yerde hırsızlık yapan Erdosain’in acilen para bulması lazım, yoksa hapishaneyi boylayacak. Her şey onun yüzünden, karısının yani, onu sürekli aşağıladığı için.
Mucizevi kurtuluşlar hayal etmişti halbuki Erdosain, kafasında bir tamam kurmuş, hatta onları hayal olmaktan çıkarıp bir güzel inanmıştı. Olmadı. “Ne ettim ben hayatıma?” sorusu, hayatın anlamını arama sorumluluğu ve varoluşunu tasdik etmesinin gerekliliği cebinde duruversin, ki kitap boyunca çıkarıp çıkarıp bakacak bunlara, parayı bulması lazım.
İşte böyle başlıyor Erdosain’in örgütün içine girmesi. Örgüt, faşist mi olacak, Bolşevizm mi karar veremediği için Tanrı’nın bile akıl erdiremediği bir Rus salatası gibi karışık. İnsanlığı salgınlarla, zehirli gazlarla yok etmenin, yalanla uyuşturumanın hiçbir sakıncası yok onlara göre. Uygarlık dediğin bir lağım kuyusu.
Absürt mü absürt olaylar, uçuk, saçma karakterler. Ki isimleri de kendileri gibi müsemma; Astrolog, Melankolik Pezevenk, Ebesini Gören Adam..
Bu kitabı iyi yapan şey bence tüm bunların gerçekten bu kadar uzakmış gibi görünüp gerçeğe bu kadar yakın olması. Birer karikatüre dönüşen örgütlenmeleri, sosyalist sıfatlarla iktidara gelen faşistleri, toplumlara yön veren dinamikleri, yazarın yaşadığı dönemin insan yüzlerini başarıyla öne çıkarıyor olması.
Ve bir de sekiz yaşında okuldan atıldıktan sonra kaynakçılık, boyacılık, kalaycı çıraklığı gibi işlerde çalışan Roberto Arlt’ın ilk romanı olması meselesi var, ki insan sormadan duramıyor: İlk roman nasıl bu kadar iyi olabilir?
Kitap öylece akıp gidecekmiş gibi görünüyor gözünüze. Ama konuşma çizgilerinde ve bizimkinin kafasının içindeki varoluş krizleri bitmek bilmiyor. Üstüne tüm bu absürt olaylar de eklenince okumayı yavaşlatıyor. Saliha Nilüfer’in temiz Türkçesiyle okumanın avantajına rağmen. Yine de, iyi ki tanıştık mı, evet.