Bu kitap her ne kadar Gregor Samsa'nın uykusundan kocaman bir böceğe dönüşerek uyandığını anlatıyor olsa da bence işin aslı hiç de öyle değil. Zira bana göre bir insan ki hayatın tüm ağırlığı atında kendini bir böcek gibi hisseder ya hah işte bu kitap da tam burada başlıyor. Aslında hepimiz beraberimizde taşıdığımız bir parmaklığın arkasında yaşıyoruz. Sürekli değişen, hiç kalıcı ve samimi olmayan insan ilişkileri... Toplumda dış görünüşün ne kadar da önemli olduğunu ve eğer bir faydan yoksa ailenin bile senden ne kadar çabuk vazgeçtiğini hatta yanlarında dolaşmaya layık görünmediğin için en sevdiklerinin bile senden tiksindiklerini acı bir tokatla yüzümüze vuruyor Franz Kafka... Ama kitabı okurken kafanızın sakin kalmasını ve çevrenizde başka işlerle meşgul olmadan odak noktanızı bu kitaba vermeniz gerekiyor. Çünkü eğer Kafkaokur bir insan değilseniz ilk bakışta sizi sıkması muhtemeldir. Bazen kitaplarda anlatılan hikayeyi ya da kitapda geçen ufak bir paragrafı kendi hayatımızla özdeşleştiririz. Ben şu kısma şu an yaşadığım hayata benzetiyorum: "Aman Tanrım! Ne kadar yorucu bi meslek seçmişim kendime. Her günü yollarda geçiriyorum. Bu büroda yapılan işlerden çok daha yorucu. Bu yetmiyormuş gibi bir de yolculuk esnasında yaşananlar var. Düzensiz yenen berbat yemekler, samimi olmayan ve süreklilik kazanmayan insan ilişkileri."