Puan vermedi·68 syf.··
2024 9. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2024 08:42
Korku ve gerilim unsurlarına okuma alışkanlığınızda yer vermiş insanlarsanız yazarın bu konudaki üslubu size oldukça tanıdık gelecektir. Burada bahsettiğim öyle abartılı bir korku teması değil yanlış anlaşılmasın. İşkence vb. kan dondurucu bir olay örgüsü ile de karşılaşmayacaksınız. Okuduğunuzun bin katı anlam çıkarmayı sevenlerin ve hayal gücünüz yettiğince konudan konuya geçiş yapan zihinlerin beni daha iyi anlayacağını umuyorum. Tanzimat Dönemi'nde genel olarak mekan, kişiler sınırlı ve aynıdır. Yazarların bir gelenek gibi İstanbul ve onun insanlarını anlatması çok sık rastlanan bir durumdur. Halkı doğru olana götürme yaklaşımları, kendi yaşadıkları coğrafyadan farklı örneklerle sürekli bir döngü içindedir. Ki bu şekilde sosyal aykırılıkları, yozlaşmayı, din ve ahlakın körelişini kendi insanlarından örnekler göstererek anlatmak pek de anlaşılmaz bir durum değil bilakis olması gerekendir. Fakat bu kitabında yazar, özellikle o dönemin sosyolojik krizi olarak nitelendirdiği 'hayranlık duyulan Batı' olgusunu kendi çevresinden çıkarak Batı medeniyetinde göstermeyi gerekli görmüş ve eleştirilerinden sakınmamıştır. Bir edebiyat öğrencisi olarak işlediğimiz Türk Edebiyatı dönemlerinde, aklımda kalıplaşmış dönem fikirlerden beni çıkaran bu değişikliği görmek son derece önemli ve şaşkınlık vericiydi benim için. Bu yüzden bir kez daha Ahmet Mithat'ın roman anlayışına hayranlık duyduğumu belirtmek isterim. İnsan doğası gereği, bir şeylere bağlanma ve bu uğurda ölümüne inanç duymaya meyilli canlılarız. Bu ya bir Yaratıcı olur, ya bir söz ya da halk arasında dillere pelesenk olmuş bir hikâye. Ancak burada üzerinde durulan temel husus, halkların bir duruma körü körüne bağlanışı ve bunun üzerinde yaşadıkları çatışmadır. Batıl inanç meselesi de bu dogmatik anlayıştan doğar ve ardı arkası kesilmeyen hikâyelerin beslendiği temel kaynak bu anlayıştır. İşte bu anlayışın hüküm sürdüğü, insana her türlü imkânı sağladığı düşünülen bir Batı toprağında(ismi okuyuculara spoiler olmasın diye verilmedi) Şeytankaya Tılsımı ortaya çıkmıştır. Yazarın adını ve yazarını vermediği bir kitaptan etkilenmesi romanın ortaya çıkışında etkili olsa da ben asıl amacının az önce de bahsettiğim gibi halkının içinde bulunduğu sosyolojik krize bir eleştiri olduğunu düşünüyorum. Okuyucuya hayran oldukları Batı'nın yozlaşmış yüzünü göstererek özlerine sahip çıkmaları gerektiğini, sahip oldukları din ve ahlak kültüründen uzaklaşmamaları gerektiğini kısa ve net açıklamalarla, içine biraz da aşk katarak anlatmayı tercih etmiş yazarımız. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen bugün de benzer şeyleri yaşıyor oluşumuz bana pek şaşırtıcı gelmiyor. Bir yerlerde hâlâ ismi cismi belirsiz insanlar hakkında olağanüstü şekillerde hikâyeler anlatılmaya devam ediliyor. Hâlâ bir gelişim evresinde yaşayan kimi halkların bu hikâyelere bağlılıkları ile oldukları yerden bir adım öteye gidemediklerini görüyoruz. En önemlisi, ister bireysel ister toplumsal olarak bakın, kendimizden vasıfça üstün gördüğümüz bir insan veya toplum gördüğümüzde kendimizi kaybediyor ve ona benzemek uğruna medeni olmanın sınırlarını oldukça dar bir çerçeveden görmeye devam ediyoruz. Bu vahim durumun daha açık ve anlaşılır olması bakımından, hem keyif veren hem de öğretici bir yanı bulunan Şeytankaya Tılsımı'nı okuyuculara öneriyorum.
Toplum
Şeytankaya TılsımıAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,871 okunma
·
40 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.