Başkaldırış, direniş, adalet ve eşitlik öyküleri!
9/10
·320 syf.··
2024 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2024 09:25
Herkes anladığı dilden başkaldırır yanlış bildiklerine. Köroğlu bilek gücünü kullandı mesela, Dadaloğlu sesini, Aytmatov kalemini... Samed Behrengi de hikâyelerini kullanıyor, düzene, şaha, padişaha! Her ölüm erken ölüm mü? Yoksa iyiler erken mi gidiyor? Ya da iyileri yaşatmıyorlar mı? Neden bilinmez daha 28'inde ardında üzerinde uzun süre düşünülecek hikayeler, masallar bırakarak ayrılıyor - ya da öldürülüyor - yazar. Kısa bir ömre büyük eserler sığdırıyor. İnsan daha uzun yaşasa ne olurdu diye düşünmeden alamıyor kendini. Bir coğrafyayı - İran - o kadar başarılı anlatıyor ki roman olsa bu kadar olmazdı. Açlık, Yoksulluk, Kimsesizlik, Güce karşı güçsüzlük, Arkadaşlık, Dostluk temaları o kadar gerçekçi işlenmiş ki adalet ve eşitlik kavramlarını uzun süre sorgulatıyor okura. Bir çocuk... Ayakkabısı yok ayağında. O kadar yok ki kimse onun bir gün ayakkabısı olabileceğini bile düşünmüyor. Bir gün boyuyor ayaklarını, sanki ayakkabı varmış gibi... Ve diğer çocuklardan geliyor ilk darbe: hırsız. Öyle bir mesajı var ki: "Sen ayakkabısı olmayan değil, ayakkabısı olabilecek bir insan dahi değilsin." Hayvanlar ve diğer canlılar üzerinden verilen mesajları da oldukça başarılı buldum. "Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey, şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret, yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?" (s. 171) Bir balık diyor mesela bunu. Sahi mümkün mü? Öyle hayatlar kurmuşuz ki konfor alanımızın dışına çıkacağız diye aklımız çıkıyor. Bırakın yeni yerler, yeni şeyler keşfetmek, hız çağı diye övündüğümüz çağda iki adım öteye gidemez olduk. Hepimizin elinde kişisel gelişim kitapları. Gelişebilen mi? Selam olsun! - Dünya çok büyük. Her tarafı dolaşamazsın. +Olsun, gidebildiğim kadar gideceğim. (s. 184) Öğretirken öğrenmeyi çok seviyorum. Ve öğrencilerimden öğrendiğim çok şey var. Bu kitaptaki birçok hikayeyi de bir köy okulunda okuma saatlerinde onların anlattığı kitap paylaşımlarından dinledim. Birkaçını da daha önce okumuştum. İçimi yakmıştı Bir Şeftali Bin Şeftali. Bir şeftalinin serüveni üzerinden halkın yaşayışına, bir ülkenin profiline kadar giden bir hikayeydi. Ve Küçük Kara Balık, küçük dünyalarından çıkamayan insanlara tokat gibi çarpıyordu adeta. Bir Pancarcı Çocuk olmasak da çoğumuz zorlu bir çocukluk geçirdik, Yıldız gibi karganın dostluğuna ihtiyaç duyduğumuz zamanlar oldu. Coğrafya neresi olursa olsun dünya zorluydu. Yaşasın ve yazsın isterdim. İnsanlar okuyup "Aa ne kadar acıklı hikâye," diye düşünmek yerine durup sorgulasın. O yazsın, dünya değişsin. Daha adil, daha yaşanır bir dünya olsun. Herkesin topraktan yetişen şeftaliyi yiyebildiği, özgürce düşünüp hareket edebildiği, çocukların dolaplarında muz bulabildiği... Gülmeyin. Çoğu çocuğun kalbinde yaradır muz. Çocukluğunda pahalı diye alamadıkları, her yerde bulamadıkları... "Akılları sıra dünyadaki tek varlığın kendileri olduğunu ve mutlu olduklarını sanıyorlar." (s. 179) Güzel kitaptı vesselam. Çocuklar için yazılmış gibi görünse de asıl reçete büyüklere. Ne büyük mesajlar gizli dilinden anlayabilenlere. Onlardan olmanız temennisiyle...
Hikaye-Öykü
Bütün ÖyküleriSamed Behrengi · Panama Yayıncılık · 2020569 okunma
·
1.747 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Samet Behrengi'yi oğlum 3.sınıftayken ilkokul öğretmeninin okumasını önerdiği Küçük Kara Balık hikayesiyle tanımış ve ne kadar derin bir yazar olduğunu anlamıştım. Ama bu kadar genç bir yaşta öldü(rüldü)ğünü bilmiyordum. Böyle güçlü bir kalemi erken yaşta kaybetmek çok yazık...
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Düzene karşı çıkanı affetmiyorlar.