·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Ocak 2024 13:44 Bu kitap hayat, bu kitap dram, bu kitap cesaret, bu kitap onur ve gurur. 1905 yılında aldığı Nobel edebiyat ödülünü sonuna kadar hak eden inanılmaz bir eser. Kitabın atmosferi o kadar gerçek ki kendimi Litvanya-Kazak savaşının ortasında 17. yüzyılda hissederek okudum.
Olaylar 17. yüzyılda Boğdan Şmielniçki'nin Kazakların önderi olarak Litvanya Birliği'ne isyan etmesi ile başlıyor. Kazakların Leh boyundurluğu altında aşağılandığını ve kimliğini kaybettiğini düşünen Şmielniçki'nin davası bir bağımsızlık mücadelesine dönüşüyor ve köylü, kentli fark etmeksizin tüm Kazaklar Şmielniçki'nin bayrağı altında toplanıyorlar. Şmielniçki kendi tarafına bölgenin en güçlüsü olan Kırım Hanı İslam Giray'ı da katarak gücüne güç katar. Savunan taraf Lehler ise seçme askerlerden oluşan Krallık ordusu ile kendilerinin 10 misli olan Kazak ordusuna karşı umutsuz bir mücadeleye girişiyorlar. Ve tek bir kişinin ismi tüm Lehlerin güvenini kazanıyor. Dük Yarema. Kan gövdeyi götürüyor, köyler ve kentler yağmalanıyor ve iki ordunun arasında kalan tarafsız halk açlık ve kıtlıkla boğuşuyor.
Tüm bu olayların yaşandığı bozkırlarda Kazak kovalayan kahramanımız Jan Kretuski ile de böylece tanışıyoruz. Bir Leh teğmeni olan Jan tüm bu olayların arasında Prenses Helen'e aşık olur. Fakat aynı kadına soylu olmasa da büyük şöhrete sahip olan Kazak komutanı Bohun da abayı yakmıştır. İkisinin bu şahsi düşmanlığı onları ideolojik olarak da ayrılmaya kadar götürecek ve okura ikisinin arasında geçen harika bir düello sunacaktır.
Enerjisini sevdiği kadın ve ülkesinin menfaati arasında paylaştırmak zorunda kalan Jan'ın macerası tek solukta okunabilecek harika bir deneyim sunarken okuyana savaşın acımasızlığını, askerin bile bile ölüme giderken yaşadığı çaresizliği, dönem hayatını ve akışını tüm şeffaflığı ile size yaşatacaktır. Kitabı okurken savaşın içinde siz de olacak, barut kokusunu ciğerlerinizde hissedeceksiniz. Herkese keyifli okumalar!