Puan vermedi·168 syf.····Okunma: 29 Ocak 2024 20:37 (Şahsi)
Hani yeni bir romana başlandığında kitabın etkisine girme süresi vardır ya işte bu kitapta bunu çok zor sağladım. Kitap yoğun betimlemeleri ile okuyor değil de izliyor gibi hissettirmesine rağmen kendimi "Ha sardı ha saracak." diyerek yirmi sayfa, otuz sayfa, elli sayfa okumaya zorladım. İçinde bulunmaktan hoşlanmadığım her şeyi bırakma, zorlamama bakış açısına yeni yeni sahip olmaya başladığım otuzlu yaşlarımın başında bu kitabı da bırakmak istedim ama Aytmatov'du bu, olur muydu? Sonra kitabın 1000k incelemelerine girip baktım ve yazarın ustaca kullandığı sembollerle kitabın görünenden daha fazlası olduğunu belirtmiş bir yorum ile karşılaştım. Bunun üzerine şu anda uzun süreli yatarak istirahat etmem gereken sağlık durumumun yarattığı 'yapacak bir şey' ihtiyacı ile kitapla ilgili birkaç makale okudum ve kitabın geri kalanına okuduklarımdan öğrendiklerimle devam ettim. Şimdi biraz bunlardan söz edeceğim.
(Kitaba dair)
Öncelikle roman toplumcu gerçekçiliğin dışında her türlü edebi faaliyetin yürütülmesinin yasaklandığı bir dönemde yazılıyor. Bu nedenle yazar anlatmak istediği düşünceyi semboller aracılığıyla aktarıyor.
Dedesi tarafından büyütülen ve anne babasını tanımayan yalnız bir çocuk ile "pasif iyi" bir ihtiyar olan dedenin ilişkisi bir toplumun geçmişi ile geleceğini ifade ediyor. Dedenin kötülüğe karşı bile sessiz kalışı, herkese iyilikle yaklaşması, ritüellerine bağlılığı onun ait olduğu topluluğun kimliğini muhafaza etmek istediğini ve torununa anlattığı masallarla ve efsanelerle de bu değerleri ona aktarmak istediğini böylece geleceğin ihyası ve kimlik inşasını temsil ediyor. Fakat dedenin iyiliğine rağmen her zaman hor görülmesi ve hakarete uğraması toplumun yozlaşma ve mankurtlaşma içinde olduğunu gösteriyor. Öyle ki Sovyetleri temsil eden salt kötülüğü ile gördüğümüz Orozkul'un şehir hayali de bunu destekliyor.
Yalnızlıkla ve yaşadığı ortamın olumsuzluklarıyla dedesinin ona anlattığı masallara kendi masalını da ekleyerek baş eden çocuğun balık olup Isıl Göl'e açılma ve Beyaz Gemi'ye ulaşma hayali umudu ve babayı anlatıyor. Dedesinin kendisine anlattığı ve gidişatına yön veren en önemli masal olan Maral Ana Efsanesi ise çocuk anne figürü olarak karşımıza çıkıyor.
Orozkul'un baskısı altında bir maral öldürmesiyle kötülüğe direnemeyen ve çaresiz toplumu yansıtan dedenin öldürdüğü maralı gören çocuğun ise kendini balık olduğuna inandırarak suya atlayıp ölmesini ise yazar kötülüğe karşı sessiz kalmamak ve başkaldırmak olarak nitelendiriyor. Çünkü ona göre çocuk ruhuyla bağdaşmayan her şeyi reddetmiş oluyor.