Yazarla, sosyal medyada gezerken bir yayınevinin yaptığı içerikte ‘Hafızamı kaybetsem de tekrardan okuyabilsem Annie Ernaux’un kitaplarını ‘ diyen bir kadın sayesinde tanıştım. Daha sonra 1000Kitap’ta araştırmaya başladım ve yüksek puanlı olan iki kitabını aldım. Annie Ernaux’tan okuduğum ilk kitap olan Bir Kadın, kısalığı sebebi ile soluksuz okuyabileceğiniz fakat okuduklarınız yüzünden yüreğinize küçük iğneler batıracak ve sadece altmış dört sayfadan oluşan roman. Ama bittiğinde altmış dört sayfanın aslında çok kalın olduğunu fark edeceksiniz, sizi uyarmalıyım.
Bu romanda yazar kişisel deneyimleri ile toplumsal tarihi birleştirmiş ve kendisi de aralarında köprü görevi görüyor. İşçi sınıfına mensup bir ailenin çocuğu olarak doğduğundan sosyal yaşamı oldukça iyi gözlemleme fırsatı bulmuş ve bize aktarmış. Burada da yazarın bizzat kendisinin bulduğu otososyobiyografi kavramı öne çıkıyor.
Kitap sarsıcı bir şekilde, annesinin öldüğünü söylemesiyle başlıyor. Bu ilk paragraf daha başından verilerek okuyacaklarımıza karşın bize bir ön gösteri olabilir diye düşünüyorum. Zira kitapta yazar taraflı olmamak adına çabaladığını ve şeffaf bir şekilde yazmaya çalıştığını söylüyor ve bunu yaparken de açıklamalar yazıyor. Anlaşılmaya çabalaması beni en çok etkileyen kısımlardan biri. Çünkü aslında birbirimizi hiç anlayamadığımızı düşünüyorum. Okuduğum kitaplardaki iyi, kötü ve niceleri olarak etiketlediğim tüm karakterlerin arka planlarını ve düşüncelerini okuduğumda alabora olmam da bundan geliyor sanırım. Onun yaşanmışlıklarının kefaretini ben ödemediğimden asla anlayamıyorum düşüncelerinin sebebini.
Kitap, annesinin öldüğünü söylemesinden sonra defin işlemleri ile yas sürecinden bahsediyor ve bir bölüm boyunca böyle ilerliyor. Daha sonra da annesi için yazmaya devam edeceğini söylüyor ve hatırladığı hallerinden değil annesinin öyküsünden -ki bu en başı oluyor- başlıyor. Çünkü yazar bunu şu şekilde açıklamış: ‘’… Bu güç bir iş. Benim için annemin bir geçmişi yok. O her zaman oradaydı… ‘’
Kitabı okurken bir el boğazınızı sıkıyor ama nefes de almanıza izin veriyor. Kitabı okurken hissettiğim metafor tam olarak buydu. Daha sonrasında kendi doğumuna ve biraz anı biraz anlatı şeklinde bize aktarmaya devam ediyor. Bir şekilde yazar da annesini yeniden hatırlıyor, yeniden dünyaya getiriyor. Aralarındaki anne-kız ilişkisi tüm çıplaklığı ile gözlerimizin önüne serildiğinde hayatların benzer olduğunu fark ediyoruz. Çatışmalar olağan, hisler oldukça benzer. Bu yüzden de kitabı okurken direkt bağlandım. Zaten samimi bir dille yazmıştı yazar ve bundan şüphe etmek de imkânsızdı.
Yazarın diğer kitaplarını okumaya devam edeceğim. Sadece biraz zamana ihtiyacım var. Başta da belirttiğim gibi altmış dört sayfa kitap aslında kalındır.