Halil Cibran’dan okuduğum ikinci kitaptı Kırık Kanatlar. Okuduğum ilk kitabını düşününce bu kitabını da beğeneceğim belliydi. Halil Cibran’ın yazım tarzı sevdiğim bir tarz. Kelimelerle haşır neşir olan biri olan Cibran, kitapta duygular ne kadar iyi anlatılabilirse o kadar iyi anlatmış. İmkânsız bir aşkın getirdiği hüznü büyülü kalemiyle ele alan yazar kadının Doğu’daki konumuna da parmak basmış. Bunu anlatış şeklini öyle bir dille yapmış ki okuduğum an ne demek istediği tamamen zihnimde karşılık bulmuş oldu. Yazarların bunu yapmasına bayılıyorum. Zihnimde uzun zamandır can çekişen bir kelimenin başkası tarafından da hissedilmiş olup bana onu yeniden anlatabilmesi müthiş bir şey gibi geliyor.
Kitap sadece seksen sekiz sayfa fakat dolu dolu. Seksen sekiz sayfanın kasvetli havasına rağmen içinden çıkmak istenmeyen bir aşk hikayesi. Selma Karami ile Cibran olduğunu düşünülen gencin hikayesi. Hikaye 1910 yılında, Lübnan’da geçiyor. Genç adam bir gün Faris Karami’yi ziyarete gidiyor ve Selma ile karşılaşıyor. O gün orada kalbini bir aşk ele geçiriyor. Fakat kızın sevmediği biri ile evlendirilmesi sonucu aşkları imkansıza dönüyor. Konusu bile insanın yüreğini ezerken Halil Cibran’ın yüreğimizi yerden yere vurmaması büyük ayıp olurdu zaten.