·68 syf.····Okunma: 30 Ocak 2024 17:15 SPOİLER İÇERİR
Stefan Zweig’in okuduğum 4.kitabı ve Zweig’in kaleminden çıktığı o kadar belli oluyor ki. 18 yaşlı genç Berger’in Viyana’da nasıl yalnız kaldığını, yalnızlığın insana neler yaptırabileceğini muhteşem betimlemeleriyle okudum. Arkadaş olarak gördüğü Schramek’in aslında arkadaşı olmadığını, bu duyguların tamamen tek taraflı olduğunu düşünüyorum. Schramek’in sevgilisi Karla ise hikayenin ilerleyen zamanlarında Berger’in travmalarını tetikledi ve bu yüzden Berger ‘arkadaşına’ karşı bir suçluluk duymaya ve ondan uzaklaşmaya başladı. Ailesinden uzakta olmanın da verdiği yalnızlıkla birlikte bu olaylar Berger’i depresyona soktu. Tıp öğrencisi olmasına rağmen aylardır derslerine gitmedi, kimseyle konuşmadı ve kendisine kapanık bir insan oldu.
İlerleyen zamanlarda ise kızıl hastalığına yakalanmış 12 yaşlı kızın annesiyle karşılaşır. Kızı küçük kız kardeşine benzetir ve onu iyileştirmek için elinden geleni yapmaya hazırdır. Kız iyileşmeye başlayınca ise kızın dudaklarından ‘masumca’ öpmesi beni şoka uğrattı çünkü bunu hiç beklemiyordum. Birçok kişinin buna takıldığını okuduğum incelemelerde gördüm, pedofili olup olmadığı dönem şartlarına göre tartışılır ama kız kardeşinin yerine koyduğu, ona bakınca aklına kız kardeşinin geldiği bir kızı öpmesi daha kötü değil mi?
Zweig Berger’in psikolojisinin normal olmadığını her seferinde vurguladığı için Berger’in de diğer esas karakterleri gibi psikolojik sorunları olması kaçınılmazdı.
Bu öpücükten sonra hikayenin sonunda Berger’in öleceğini düşünmeye başladım ve düşündüğüm gibi de oldu. Berger kızıl hastalığına yakalandı. Bu, küçüklerin iyileştiği, büyüklerin ise iyileşmesi zor olduğu bir hastalık olduğu için hayata gözlerini yumdu.
Genel olarak beğendiğim bir kitap oldu. Zweig yalnızlığın insanı nasıl bir uçuruma ittiğini çok güzel bir şekilde okuyucuya iletmiş.