·236 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Şubat 2024 15:06 Jose Saramago yine bildiğimiz üslubuyla karşımızda; yine büyük büyük düşüncelerle oynuyor. Bu sefer de ölümü ortadan kaldırmış ve bu durumda nelerin yaşanabileceğinin kendince bir senaryosunu yazmış. Bu tip orijinal perspektifler ortaya koyabilmesi yazarın en sevdiğim özelliği.
Kitap, ilk bölümünde pek beni kucaklayamasa da okumaya devam ettikçe; özellikle ikinci bölümde merakımı cezbetmeyi ve dikkatimi çekebilmeyi başardı. En sonda da öldürücü darbeyi vurup 'vaov' dedirtti.
Ölümsüzlüğün insanoğlunun başına bir ödül mü yoksa bela mı olacağı konusu elbette dikkat çekici ve tartışması keyifli bir konu lakin kitapta benim asıl ilgimi çeken bölüm yazarın ölüme bir insan vasfı yüklemesiydi. Ölümü bir kadın olarak tasvir eden yazar; o zamana kadar hiçbir problem yaşamadan, görevi olan hayatları almayı sürdüregelen ölüme bir anda çözemediği bir problem musallat eder. Bu problemle özel olarak ilgilenmeye başlayan ölüm, bu çabasının sonunda sorununu çözebilecek imkanları bulsa bile bunu başaramaz çünkü bu süreçte bir nevi insanlaşma sürecine girmiş; daha önce yaşamadığı duygularla tanışmış, hatta aşık olmuştur.
O zamana kadar hayatları kolayca alan ölüm, bir kişiye mağlup oluyor, onun canını bir türlü alamıyor. Hikayenin en sonunda ise yaradılışı gereği hiç uyumayan ölüm, aşığına sarılıp ne olduğunu anlamadan kendini uykuda buluyor ve ertesi gün... Kimse ölmüyor...
Burada yazar nasıl bir felsefe güdüyor ya da ne anlamamızı istiyor diye soracak olursak, tek bir sonuca ulaşamayacağımızı düşünüyorum zira her zihnin kendine göre çok farklı yorumlayabileceği bir zemin var kitapta. Şahsi yorumuma göre ölümün aşka mağlup olması; aşkın ölümsüzlüğü doğurması gibi romantik bir sonuca ulaşabilse de arka planda uğraşılması gereken bir ton sorunu da ortaya çıkarmış oluyor. Belki de ölümsüz olan aşklar ancak bedenlerimiz ölümlüyken anlamlıdır ha. Aşk romanı bile olmayan bu kitaptan böyle anlamlar çıkardığım için beni affedin. Keyifli okumalar:D