George Orwell bir dahi! Ve ben onu bu kadar geç tanıdığım, keşfettiğim için bir aptal olmalıyım. Geç olsun güç olmasın. Orwell'ın muzip mizah anlayışı, kelimeleri kullanışı o kadar etkileyici ki yazar olmak isteyenlerin örnek alması gereken yazarlardan biri benim için.
Kitabın içeriğine girmeden önce genel bir inceleme yapmak istiyorum. Kitabı "izlerken" kahkahalarla güldüğüm de oldu kalbimi sızlatan yerler de. Evet, izlerken. O muhteşem betimlemelerle kitabı resmen izledim. Eğer resim çizme yeteneğim olsaydı size George Bowling'in tereyağı saçlı, mavi gözlü, kırmızı suratını; Aşağı Binfield'de ki dükkânları, Binfield Evi'nde ki göleti ve oradaki balıkları size resmederdim. Sadece betimlemeler değil, tespitler de çok iyiydi. Orwell'ın öyle bir mizahı var ki güler misin ağlar mısın bilinmez. Tabir etme şekline kahkaha atarken bir an sonra neye güldüğümü kavrıyorum. Ne demek istediğimi umarım anlatabildim. Ve kültür. 1900'lü yılların İngiltere'sine dair birçok şey okuyorsunuz. İnsanlarını, onların yaşayış şeklini, şartlarını ve onların düşüncelerini okuyunca çok şaşırdığım yerlerde oldu, yadırgadığım yerlerde. Kitabın içine girelim, şimdi! (Bu kısımdan sonra ara ara spoiler olacak)
Kitap, dört bölümden oluşuyor. İlk bölümde kahramanımız -George Bowling- 45 yaşında, evli, iki çocuklu bir sigorta pazarlamacısı. Ellesmere Sokağı'nda yaşayanların tek düze olan hayatlarını, İngiltere'nin orta sınıf halkını okuyacaksınız. Orwell, güldürürken düşündürüyor denilen cinsten hayatın gerçeklerini mizahla birleştirmiş. İkinci bölümde, George'un Aşağı Binfiel'de ki çocukluk ve gençlik dönemine geçiş yapıyoruz. Hiç kuşkusuz bu kısımda beni en çok etkileyen şey balık tutma sevdasıydı. Göleti, balıkları ve balık tutarken yaşadığı tutkuyu okumak, bana kitaplara olan tutkumu anımsattı. Balık tutmak için abisi Joe'nun peşine takılması ve Joe'nun gitmesi için onu döverken bile sırf balık sevdası için direnmesi içimi sızlattı. (Allah belanı versin Joe, küçücük çocuktan ne istedin!) Sonra George'un Binfield Evi'de ki göletin arkasında küçük ama derin göleti ve içindeki iri balıkları bulması, buraya da bayıldım. Beni üzen ise o göletteki o balıkları hiçbir zaman tutamadı.
Sayfa 91, "Her şeye vakit vardır ama yapmaya değer şeyler hariç. Sahiden önemsediğiniz bir şeyi düşünün. Sonra sadece ona harcadığınız zamanı saat saat toplayın ve hayatınızın ne kadarcık bir bölümünü kapladığını hesaplayın." Aklıma gelen tek kavram 'Pişmanlık'.
Ve savaş zamanı. Yazılanları sadece okudum çünkü bizim tarihimizden çok farklı geldi. Şaşırdığım ve yadırgadığım bir bölüm oldu ve Ingiltere'deki 'vatan' , 'millet' kavramını sorguladım. Bizimkisi ile çok farklı olduğu kesin ve içten içe kendi halkımla gurur duymadan edemedim. Askerlerin kendi ülkesi için bu kadar vurdumduymaz olması -elbette hepsi değildir-, bir sarhoşluk anı ile kendisini orduya yazdıran insanların asker olması, bana tuhaf geldi. Benim bildiğim savaş çıkarsa herkes seferber olur, bunun için sarhoş olmaya gerek yok. Dediğim gibi 'vatan', 'özgürlük', 'millet' kavramı bizimkinden farklı. 1916-1918 arasındaki savaş sürecinde bizim yaşadığımız ile onların yaşadığı savaş şartlarının farkını şu cümle ile gördüm: syf.140 "Askerlik hayatının getirdiği bir şeydi bu; pırpır takmanın, çek defterine sahip olmanın ve akşamları gösterişli öğünler yemenin getirdiği bir şey. Ordudan ayrıldığımızda bizi bekleyen bir işin olacağı ve oradan en az orduda kazandığımız kadar kazanacağımız fikri başından beri bir şekilde aklımıza sokulmuştu; ve bu, subaylar dahil her rütbe için geçerliydi." O tarihte mücadele veren bizim askerlerin yediği ekmek ile üzüm hoşafının gösterişli olduğunu kim söyleyebilir ve para almadıklarına da eminim, buna rağmen onların savaşa katılması için sarhoş olması gerekirken bizim çocukların bile savaşta olması. Dediğim gibi gurur duydum!
3.bölümde George, yaklaşan savaştan, ailesinden, işinden kaçmak, tekrar balık tutmak ister ve köyünde kısa bir tatil için plan yapar. Son olarak 4.bölümde Aşağı Binfield'e gelen George, doğup büyüdüğü yeri aynı şekilde bulamaz. Her yerde olduğu gibi sanayileşme burayı da ele geçirmiştir. Thames Irmağı, Binfield'da ki göl insanlar tarafından ele geçirilmiş. Ama en kötüsü koca koca balıkların olduğu George'un göleti kurutulmuş ve tenekelerle dolmuştu.
Gerçekten çok fazla duygu yaşadığım bir kitaptı. Yabancı kitapları okumanın bu yanını seviyorum, insana yeni kültürleri tanıtıyor, farklı milletten insanların, yaşamlarını, tarihlerini öğretiyor. İyi okumalar..