spoiler olabilir.
Kitabı çok önceden hızlı bir şekilde 2-3 günde bitirmeye yaklaşırken aşırı akıcı olması sebebiyle bitirmeye kıyamayıp yaklaşık bi 50 sayfa bırakmıştım. Kaldığım yerden aylar sonra devam etmeme rağmen çocukluğunu bu kadar net bi şekilde hatırlayan Maksim Gorki etkisi olacak ki ben de unutmamışım yaşadığı acıları.İçimi tekrar tekrar burkup sessiz sessiz ağlatan bir kitap oldu. O büyük kayıplar karşısında çocukluğun vermiş olduğu istemsiz kayıtsızlık o kadar güzel yansıtılmış ki..Bir insanın bu kadar yoğun ve zıt karakterlerle büyütülmesi çocukluğunu yaşayamaması da gerçekten psikolojisi için çok zor olmalı. Erkenden büyüyen bir çocuktu Leksey kitapta. Bir tarafta kötü bir tanrısı olduğunu söylediği dedesi bir tarafta iyi bir tanrının varlığını düşündüren yumuşacık kalpli nenesi tarafından büyütülmüştü.Sevgisizlik , kıskançlık ,şiddet, fedakarlık , nankörlük , bencillik , bağlılık , yük olma duygusu , tükenmişlik , bunalmışlık ve sığdıramayacağım birçok duyguları durumları o kadar derinden hissettim ki. Beni en çok annesine içini açamaması yaraladı; o küçük ama bir o kadar büyük kalbiyle gitme diyememesi , ben sana bakarım diyememesi..Zaten bir beklentisi olmayan Aleksey’in sevgi dışında bir beklentisi varmışçasına annesinin bıkkınlığı tam anlamıyla yüreğimi dağladı.Dedesinin , Alekseyin annesinin ölümünden sadece birkaç gün sonra küçücük çocuğa söylediği sözler de üstüne tüy dikti. “Ee Leksey, madalyon değilsin ki seni boynumda taşıyayım..Var git insanların arasına karış…” O da insanların arasına karıştığını söylüyor ki bi sonraki kitabında da hayata karışmış Aleksey’i okuyacağımı umuyorum. Hı son olarak insan bi silkeniyor bu acılar karşısında. Ne hayatlar var ben neye bu kadar üzülüyorum neyi bu kadar dramatize ediyorum diye. ÇocukluğumMaksim Gorki