Üç Yıl - Anton Çehov
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2024 10. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2024 01:14
Dünya edebiyatında en büyük öykü yazarlarından biri Anton Pavloviç Çehov’dur. 17 Ocak 1860 yılında dünyaya gelir, 2 Temmuz 1904’te, 44 yaşında hayata veda eder. En başarılı oyunlarını (Martı, Vanya Dayı, Üç Kız Kardeş, Vişne Bahçesi) hayatının son dönemlerinde üretir. Çehov’un yetenekli fakat despot bir babası vardır. Babası keman çalar, yağlıboya resim yapar, kilise korosunu yönetir. Tüm bu ilgi çekici özelliklerine rağmen anlayışlı, sevecen bir baba olması beklenirken; aksine suratsız, çocuklarını döven, kötü bir babadır. İlgi alanları ve yetenekleriyle tezat oluşturan bir kişiliğe sahiptir. Uzun yıllar çıraklık yaptıktan sonra kendi bakkal dükkânını açar. Çehov da bu dükkânda babasının yanında çalışır. Çehov’un dedesi ise ailesinin özgürlüğünü satın almayı başarmış bir toprak kölesidir. Sevgi dolu yüreğiyle, hassas ve duygulu; adeta dünya iyisi bir anneye sahiptir. “Kendisi için annemizden daha değerli hiçbir şey yoktu.” sözüyle annesine olan sevgisini ve bağlılığını dile getirir. Yetenekli oluşlarını babalarından, iyi insan olmalarını ise annelerinden aldıklarını söyler. Çehov’un öykücülüğündeki başarısını en güzel biçimde gözlemleyip değerlendiren ünlü Rus yazarlardan biri Tolstoy’dur. Tolstoy, Çehov’u şöyle tanımlar: “Çehov’un kendine özgü bir biçimi var; empresyonistler (izlenimci ressamlar) gibi… Sanki önümüzde biri, ‘hiç seçme yapmıyor mus?’ dercesine, o anda elinin gittiği boyalarla bir resim yapıyor ve bu fırça dokunuşlarının hiçbiri birbiriyle ilintili görünmüyor. Ama biraz geriye çekilip uzaktan baktığınızda görüyorsunuz ki, topluca bütünlüklü bir izlenim ortaya çıkmış; önünüzde apaçık ve büyüleyici bir tablo duruyor.” Bu tanımlama son derece yerinde ve doğrudur. Çehov, okurda aynen bu uzun öyküde de aynı duyguları uyandırır. Sıradan, günlük yaşantılardan yola çıkar. Öykü karakterlerinin hiçbirinin ilgi çekici, sıra dışı bir özelliği yoktur. Ne olağanüstü başarıları, ne kahramanlıkları, ne de göz alıcı güzellikleri vardır. Her şey, herkesin her an yaşayabileceği sıradanlık içindedir. İşte Çehov’un başarısı da buradan kaynaklanır. Günlük yaşamın içinden çıkan bu öyküde, insan kendini sorgulamadan duramaz. Okur; kendi hayatını, kendi işini, kendi evliliğini sorgulatan çok etkili bir hikâyeyle karşı karşıya kaldığını, öykünün bitimiyle birlikte fark eder. Tolstoy’un dediği gibi; her rengi tablosunda rastgele kullanan bir ressamın eseri gibidir bu anlatı. Resim tamamlandığında, ortaya çıkan şahane tablo okuru her yönüyle tatmin eder. Öyküde Moskova’da yaşayan Laptev, zengin bir tüccardır. Hasta olan ablası Nina’yı ziyarete gelmiştir. Ablası bir taşra kasabasında yaşamaktadır. Laptev, kasabada ablasının doktoru olan Sergey Borisoviç’in güzel kızı Yuliya’ya âşık olur ve ona evlenme teklif eder. Yuliya, başlangıçta Laptev’in hiçbir çekici yanı olmadığını düşünerek bu teklifi kabul etmez. Daha sonra ise bu kasabada daha iyi bir evlilik yapamayacağını düşünerek Laptev’le evlenmeye karar verir. Evlenip Moskova’ya giderler. Ancak Laptev, Yuliya’nın kendisini sevmediğinin farkındadır. Bu durum onu üzerek mutsuz ederken, Yuliya da bu evlilikten mutlu değildir. Eşinin arkadaş çevresiyle daha iyi vakit geçirirken, kocasıyla baş başa kalmak istemez. Laptev, evlenmeden önce sevgilisi olan Poli ile karşılaşır. Poli ile çok iyi anlaşmalarına rağmen neden onunla evlenmediğini düşünerek üzülür. Poli’nin, Yuliya kadar güzel olmadığı için onunla evlenmediği gerçeğiyle yüzleşir. Kim bilir, belki de evliliğinde yaşadığı sıkıntılar, yaşaması gereken bir cezadır. Yuliya da Laptev’i yakışıklı bulmadığı için onunla vakit geçirmekten hoşlanmamaktadır. Laptev yaptığı hatanın farkındadır; fakat bunu anlamak artık hiçbir şeyi değiştirmemektedir. Öyküde, Laptev babasının iş yerinde çalışanlara kötü davranışlarından büyük rahatsızlık duyar. Zaten çocukluğu da gençliği de babasının baskı ve dayağıyla geçmiştir. Bu baba figürü, Çehov’un kendi babasını çağrıştırır. Sevmediği bu iş yerinde çalışmaya devam etmek zorunda kalışını ve mutsuz evliliğini sürdürmesini, hep alışkanlık kavramına bağlar. İlginçtir ki evliliğindeki olumsuzluklar zamanla kendiliğinden çözülür. Yuliya, ilk bebeğinin hastalanıp ölmesinden sonra kocası Laptev’e karşı daha ilgili olmaya başlar. Artık onunla vakit geçirmek hoşuna gitmektedir. Uzak kaldığında onu arar ve özler. Laptev’in, ölen ablasının çocukları da ilgi alanındadır. Onlarla yakından ilgilenir. Laptev, sıradan hayatlarının daha ne kadar sürebileceğini düşünürken, gelecekte onları nelerin beklediğini merak eder. İşte herkes gibi, onlar da ne kadar yaşayabilirlerse yaşayıp göreceklerdir. Kim bilir; belki üç yıl, belki on üç yıl… Uzaklaştıkça şahane bir tablo görüntüsü sunan bu öykünün de okunması dileğiyle.
İnceleme
Üç YılAnton Çehov · Yordam Kitap Yayınları · 20205,9bin okunma
·
169 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.