Ömer Lütfi Mete, (muhtemelen herkes için olduğu gibi) benim için Gülce'nin şairidir. Bu konumlanması yazarlardan ya da şairlerden olması açısından aklımda yüksek bir sıralama da yer teşkil etmesini sağlar. Zaman zamanda bu alevlenir ya da söner. Yükselir azalır; değişkendir.
Ama bir de Ömer Abi vardır. O fani hayatımın başlangıcından bir kronolojik çizgi oluşturduğumuzda son çeyreğinde vardır. Mahallemdendedir ya da daha doğru ifade etmek istersem ben onun mahallesinde olmak isteyenimdir. Çünkü Ömer Abi, kitap yazmıyor. Ömer abi konuşuyor, sohbet ediyor... Dinlenesi şeyler söylüyor...
Pek tabii olarak da kibarlığımızı ve nezaketimizi büyüklerimize karşı edeben koruduğumuzu gösterdiğimiz için Abi böyle de yapılır mı böyle de edilir mi demiyoruz; ama biliyoruz ki Ömer Abi'de biraz böyle biridir. İstikamet ve dert sahibi olması sayesinde bir şekilde yanında sığınmaya ve onu dinlemeye devam ediyorum. Ama diyorum ki; Ömer Abi senden bunu örnek olarak almayacağım; burada yüzüne söyleyemiyorum ama sende biraz bu durumu biliyorsun'dur zaten.
***
Kitabın içinden "Kaf Dağında Bir Gün" adlı denemesinde Çeçenistan direnişinde Rusya'ya zaaf gösterenlerin cezanlandırılacağına dair meşhur fetva verilir. Hulasa İmam Şamil'in annesi bu zaaflardan birini ifade eder. Ceza bellidir. Konuyu uzatmamak adına İmam Şamil annesinin cezasının kendi üzerinde infaz edilmesi emrini verir. Derviş Ahmet kendisine bu cezayı verirken biraz endişeli, tereddüt halinde ve isteksizdir. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız.
İmam Şamil burada beni çok etkileyen ifadeyi kullanır. "Hem senin acelen var, hem benim". Evin duvarına asılası bir ifadedir. Hatta bence'sini de şöyle söylerim sık sık. "Hadi da işimiz gücümüz var da".