Puan vermedi·112 syf.····Okunma: 29 Şubat 2024 00:00 Sonunu herkesin başından beri bildiği bir cinayetin öyküsü…
“Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı.” etkili giriş cümlesiyle karşılıyor bizi kitap… Kitapta cinayeti anlatan kişi, 23 yıl sonra doğduğu kasabaya gelip, insanlarla konuşarak ve kanıtları toplayarak, bu cinayet hakkında araştırma yapan bir gazetecidir. Konuştuğu insanlar, olayların hepsini kendilerine göre yorumlar.
Kitapta Pablo ve Pedro Vicario kardeşler, verdikleri ifadede ablaları Angelo Vicario’nun namusunun kirletildiğini, namuslarını temizlemek için cinayeti işlediklerini belirtiyorlar. Size tanıdık geldi mi? Evet kitaptaki namus kavramını okuduğumuzda Türkiye toplumundaki namus kavramına benzer bir namus kavramıyla karşılaşıyoruz. Yine bir ataerkil bakış açısının, kadınlar üzerinde mülkiyet hakkı edinme çabalarının bir sonucunu okuyoruz. Özellikle Angela’nın annesine, adamı sevmediğini söylemeye çalışması üzerine, annesinin “Aşk da öğrenilir.” yanıtını vermesi, yaptıkları düğün hazırlıkları, hatta bekaretin simgesi olan portakal çiçeği taktırılması (bizdeki kırmızı kuşak), bu konularda ne kadar çok benzediğimizi gösteriyor.
Bunların yanında kitapta vurgulanan başka bir konu ise; herkesin bu cinayetin işleneceğini bilmesi ama kimsenin bir şey yapmaması… Herkes Santiago Nasar’a öldürüleceğini söylemeyi düşündüğünü ama Vicario kardeşlerin kimseyi öldüremeyeceklerini düşündükleri için söylemediklerini anlatıyor. Hatta öldürülürken tüm kasaba öldürüleceği yere toplanıyor ve öldürülme anı ayrıntılarıyla betimleniyor. Yani tüm bir kasabanın bu cinayeti işlediği hissettirilmek isteniyor.
Tüm bunları okuduğunuzda kitabın bir cinayet romanı olduğunu düşünebilirsiniz ancak değinilen konular, anlatılmak isteneni anlatabilmek için cinayetin araç olarak kullanıldığını hissettiriyor.
Gabriel Garcia Marquez sever biriyseniz kitaba mutlaka şans verin derim.