Puan vermedi·208 syf.····Okunma: 22 Şubat 2024 23:37 Bir şey uğruna tüm hayatından ve yaşanabilecek olan iyi kötü tüm anılardan vazgeçmek; iyi bir şey uğruna didinip durduğuna inanmak ama sonunda tüm çabalarının ve fedakarlıklarının bir hata için olduğunu görmek. Yine de bildiğin tek şey olan hayatı kabullenip, koyulan küçük hedeflerle mutlu olmayı ve ileriye bakıp yaşamaya devam etmeyi öğrenmek.
En ufak durumda bile ne yapman, ne yapmaman gerektiğini ayırt etmekte kaygılanmak; yanlış anlama, yanlış anlaşılma kaygısı; hata yapma kaygısı, ayak uyduramama kaygısı, uyum sağlayamama kaygısı. Ama bu kötü hislerin hepsi dile dökülüp anlaşılmış olmaları hissiyle o kadar şiirsel ve rahatlatıcı, aynı zamanda süslemelerden uzak yazı biçimiyle o kadar akıcı ve olayların aktarım şekilleriyle o kadar sinematografik ki; en yetenekli yönetmenin senaryo okuyup kafasında sahneler karakterler inşa etmeye başlaması gibi kitap gözünüzün önünde sahnelere dönüşüyor. Hatta benim için bu öyle bi seviyede ki Ishiguro'ya Nobel ile birlikte Oscar da verselermiş hiç şaşırmazdım.
En basit insan duygularini aslında hiç anlatmadan en basit günlük olayları kullanarak öyle bir anlatımla ortaya koyuyor ki -çoğu kişi bomboş ve sıkıcı olduğunu düşünebilir- ama bence uzun zamandir bir sey hissetmeyen birine insan olduğunu hatırlatabilecek ya da en sakin insanın başına gelen en önemsiz görünen anlarda bile insanın duygularla yoğun olduğunu gösterebilecek bir gücü var.
---
Yazar 'Klara ile Güneş' kitabında "yapay zeka ya da benzer bir şeyin asla sahip olamayacağı, insanın içinde insana özel bir şey olup olmadığını" tartışıyordu ve bence o şey zaten çoktan onun içinde var. Miyazaki'nin filmleriyle kanıtladığı gibi Ishiguro da kitaplarıyla insanüstü dünyalar yaratarak kendi içindeki 'insana özel şeyin' varlığını kanıtlıyor.