·272 syf.····Okunma: 10 Mart 2024 00:00 "İnsanlığın olmadığı yerde Tanrı da yok. Tanrı'ya da insanoğluna da inanmamayı sürdürüyorum Fantasma öldüğünden beri onun ruhuna ibadet ediyorum. Onunla konuşuyorum. Beni duyduğuna inanıyorum. Bu hayal gücünün zorlaması değil hele mantıksızlık, hiç değil yalnızca mantıksızlıkla da açıklanabilecek tamamen başka biri yeti. Kendi kendime mi konuşuyorum? Belki de Tanrı ile konuştuğu için böbürlenen azizler gibi ben daha az kibirliyim. Bir köpeğin tatlı ruhu ile konuştuğuma inanarak kendi kendime konuşuyorum."
Angola'nın bağımsızlık mücadelesi verdiği dönemlerde Ludo kapısının önüne bir duvar örer ve kendisini dört duvarın içine hapseder. Otuz yılı aşkın bir süreyi terasta yetiştirdiklerini yiyerek, kitapları ve eşyaları yakarak, yaşadıklarını önce defterlere sonra da duvarlara yazarak geçirir. Bu süreçte de en yakın arkadaşı Fantasma'dır. Yani, köpeği. Ama işlerin kendisi için nahoş bir hal aldığı bir gün mutfak tezgahında bir kola ve ekmek görür. Sorgulamadan bunları yiyen Ludo ertesi gün daha fazlası ile karşılaşır ve en nihayetinde karşısına bu yiyeceklerin kaynağı olan insan çıkar, Sabalu. Ve Sabalu ile Ludo'nun hikayesini okurken buna paralel olarak bir sürü faklı hikayeyi de okuruz....
Ludo'nun kendisini yıllar süren yalnızlığa mahkum etmesinin sebebi de içime oturdu desem yeridir çünkü kitap bu noktada günümüz problemlerinden birine de ustalıkla değiniyordu.
Ve kitabın en etkileyici yanlarından birisi de Ludo'nun gerçek olması. Yazar Ludo'nun günlüklerinden yola çıkarak onun etrafına farklı hikayeler örerek böyle bir kitap ortaya çıkarmış ve bu roman 2017 Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüş.