Puan vermedi·292 syf.····Okunma: 17 Mart 2024 20:00 Melih Cevdet Anday 1915 yılında Çanakkale'de doğdu. Doğumundan kısa bir süre sonra ailesiyle İstanbul'a geldi ve çocukluğu Kadıköy'de geçti. Babasının işi nedeniyle Ankara'ya taşınmalarının ardından, lisede Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat'la tanıştı. Edebi hayatına 1936'da Varlık'ta yayımlanan ''Ukde'' şiiriyle başlayan Anday, 1937'den itibaren Garip tarzının öncü şairlerinden biri oldu. Garip(1941) kitabında Orhan Veli ve Oktay Rifat'ın şiirleriyle birlikte Melih Cevdet'in şiirleri de yer aldı. 1962'de yayımlanan Kolları Bağlı Odysseus kitabıyla başta mitoloji olmak üzere metinlerarasılığın yoğun biçimde kullanıldığı bir şiire yöneldi ve bu tarzı son şiirlerine kadar devam ettirdi. Yunan mitolojisinin yanı sıra Gılgamış Destanı gibi Doğu metinlerinde de, Karacaoğlan gibi halk şairlerinin şiirlerinden de yararlanarak kendi deyişiyle ''metinler üstüne şiirler'' kaleme aldı. 1989'da yayımlanan Güneşte kitabındaki şiirlerle, felsefesinin eşlik ettiği bir ''ara şiir dili'' geliştirdi. Şiirin yanı sıra romanları, oyunları ve denemeleriyle de önemli bir yazar olarak anıldı. 28 Kasım 2002'de hayata veda etti.
''Sevdalanmaya gidiyormuşum meğer.'' Dönemin gençlik hareketlerinde, meydanlarda aktif bir rol alan konservatuar öğrencisi genç bir adam, Ege'nin bir kasabasında evlatlık büyüttüğü kızı Vedia isimli genç kadın ile yaşayan dayısının evine gitmek zorunda kalır ve hikaye bu sözle başlar.
Karakterin dediği gibi bir sevda yolculuğudur bu, köydeki yaşama, dayısının hayata bakışına uzak olan bu genç adam hayatın manasını Vedia'nın aşkında soluğunda bulur. Bir yanda kaçıp geldiği toplumsal çalkantılar, bir yanda doğanın aşka tahrik eden devinimleri, bir yanda köy halkının bağnazlıkları ve dayısının bunlarla savaşımı derken roman muazzam bir tempoda ilerler. Denizin dalgasında, yaprağın süzülüşünde Vedia'nın soluğunda ve ateşinde izleriz olayların gelişimini. Genç kahramanımız Dayısı ile ideolojik ve toplumsal düzlemde tartışmalardan kaçınmaz, ''Toplumu kökten değiştirmektir gerekli olan. Kurulu düzen yıkılmalıdır ki, yenisinin temeli atılabilsin. Biz bu idealin insanlarıyız işte. '' diyecek kadar cesurdur genç adam; toplumun dizaynı, Osmanlı'nın son dönemleri ve Cumhuriyet'in getirileri üzerinde yapılan tartışmaların olduğu bölüm oldukça dikkat çeker fakat tüm bunlar bir yana romanı kasıp kavuran bir ateş ve aşk türküsü dolanıp durur sayfaların arasında şu sözlerin gücüne ihtişamına tutkusuna hayran olmamak elde mi : ' Saçlarını okşayarak gözlerinin içine daldım gittim. Saflık içindeki, acınacak kadar güzel yüzünü görmek büyülüyordu beni. Seviyordum onu. Anlamak, tanımak başka şeydi demek, sevmek başka. Yaşam gibiydi o, son soluğumuzda bile anlayamayacağımız, fakat kanımızla, canımızla bağlı olduğumuz.'' Sevdasını yaşam ile bir tutan, hayatı ve savaşımı bu sevdayla bağdaştıran hissiyat sarıyor insanı kitabın her sayfasında..
Sözlerin, cümlelerin ve Melih Cevdet Anday'ın inci gibi Türkçesi ile bezeli bu tefrika roman kusursuz bir hissiyatıyla son sayfaya kadar eksilmeyen bir okuma süreci armağan etti bana. Dönemin sosyal ve siyasal olaylarına kayıtsız kalmayan, doğa ve aşk betimlemeleri ile edebi gücünü son zerresine kadar duyumsatan, Türkçeyi muhteşem bir ustalıkla işleyen bu kitap kesinlikle tekrar tekrar okunmayı ve okutulmayı hak ediyor.