Umut Dikici tarafından yazılan ve @ikinciadamyayinevi tarafından yayımlanan, son zamanlarda okuduğum en iyi yerli romanlardan biri ile karşınızdayım:"Zamansız"
442 sayfa bir kitap bu kadar mı hızlı okutur kendini,bu kadar mı güzel bir kurgu olur? Gerek betimlemeler gerekse olay örgüsü öyle güzel, öylesine içine çekiyor ki romanın bittiğine üzülüyorsunuz. Gerçekten muazzam bir kurgu olmuş. O halde birazda konusundan bahsedelim:
Peri en yakın arkadaşı Ayşegül ile ramazan ayında, yazın kavurucu sıcağında gezerlerken Ayşegül bir mağazaya girer. Peri ise bir banka oturur ve onu beklemeye başlar. Bankın hemen önünde bir mabet dikkatini çeker.Mabet eskiden denizin ortasında bulunurmuş.80'li yıllarda denizin doldurdulmasıyla mabet olarak kalmış. Peri tam bu mabetin önünde bayılır. Etrafındaki insanlar panikle Peri'nin yanına gelir ve Peri'yi uyandırmaya çalışırlar. Peri zor da olsa uyanmıştır ama bu işte bir tuhaflık vardır. Çünkü Peri gözünü 1951 yılında açmıştır. Çok korkunç bir şekilde soluğu hastanede alır. Olup biteni anlamaya çalışan Peri 'nin annesi ve babasının adı aynıdır ama kişiler farklıdır. En yakın arkadaşı yine Ayşegüldür ama bedenler farklıdır. Yani gerçekten korkunç bir şey düşününce bayılıyorsunuz ve gözünüzü 1951 yılında açıyorsunuz. Peri bir rüyada olduğunu düşünür. Elbet bu rüyadan uyanacağım der. Doktor Ruhi bey de ona madem bir rüyadasın anım tadını çıkar der.
Kendini 1951 yılına adapte etmeye çalışan Peri aslında bu yılların harika yıllar olduğunu düşünmeye başlar. Eski İstanbul çok daha güzeldir,insanlar çok daha sıcakkanlıdır, yemekler bile daha lezzetli gelmeye başlar. Ve burada Orhan isminde birine aşık olur. Bu yıllara adapte olan Peri bu sefer de kendi yılına, kendi şehrine bir gün döneceği gerçeğini düşünce tekrardan üzülür. Geçmiş ile gelecek arasında sıkışan Peri tekrar eski hayatına kavuşabilecek mi? Daha neler yaşanacak?
Bir çırpıda okuduğum, okurken büyük keyif aldığım bir roman oldu. Kalemine sağlık UMUT DİKİCİ