“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.”
Friedrich Nietzsche
Kitapta sık sık tekrarlanan bu söz aslında işin özünü ortaya koymak adına yeterli bile fakat bugün sadece İnsanın anlam arayışını değil anlamın insanda yarattığı etkileri de konuşmak gerek.
Viktor Frankl kitabında kendi geliştirdiği logoterapi metodunun hangi şartlarda olgunlaştığını bizlere anlatıyor. Tabi ki sadece hikaye olarak değil logoterapinin uygulanma anlarını da okuyoruz. İnsanın en tükendiği anın hayatının anlamına dair inancının bittiği an olduğunu gösteren yazarımız ; Günümüz toplumlarının kendi toplama kamplarını nasıl yarattığı ve kendini hapsettiği üzerine de bir alan açıyor okuyucusunun kafasında. Kendi deneyimimle anlam üretmenin ne denli kritik olduğunu düşündüm sayfaları okurken. Çünkü insan anlam üretemez ise kendini diğer canlılardan ayıran özelliklerden birini kaybediyor. Bu da insanda büyük bir buhranın kapılarını açıyor. Varlığımızın ispatı olan anlam işte bu kadar önemli.
İkinci bir dikkate değer nokta kitapta acı kavramının işlenme biçimi. Acı saf bir varlık gösterisi olarak sunulmuyor aksine acının verdiği şeyler anlamın temelini inşa ediyor. Acı ile anlamın yapı taşları döşeniyor. Kitapta neredeyse bütün yakınlarını kaybeden yazarımız bu kayıpları kendi anlam inşasında bir basamak olarak kullanmayı biliyor. Aslında bu çok etkileyici bir şey fakat acı her zaman bu kadar kolay eğilip bükülebilen bir şey midir ? İşte bu soru beni antik Yunana Stoa'ya götürüyor. Temel düşüncelerden biri "Eğer varlığının etki edeceği bir şey varsa etki et fakat varlığının etki edemeyeceği bir şey için üzülme ve kendine zulmetme onu kabullen." olan Stoa ile Viktor Frankl'ın logoterapisine selam çakıyor.
İşte bu düşünce temelinde logoterapi insana içinde bulunduğu ama bulunmak istemediği durumlar için çözümler sunuyor. Bir psikoloji metodu olarak belli başlı vakalarda son derece etkili.
Viktor Frankl arayan için çok şey vadediyor.