·779 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Nisan 2024 00:00 Ne Nastasya Filippovna'ymış bee dedim kitabı bitirir bitirmez. İnsanlara çok fazla anlam yüklemenin ne kadar da acı olduğunu bir kez de bu kitapta gördüm. Sizinle oyun oynayan insanları, gerçekten sizi seven insanlara tercih etmek ne acı. Ah Aglaya, üzümlü kekim. :) Umarım mutlu olursun ömrün boyunca, seni hak eden bir adamla..
Gelelim Prens Mışkin'e, yani nam-ı diğer Budala'mıza. Gerçekten başlıkta da belirttiğim gibi TAM BİR BUDALA. Bir insan bu kadar saf, bu kadar kör olmamalı ama ya. O kadar zekice konuşmaları varken, bir kadın uğruna böyle bir sonu yaşamak... Hak etti aslında ama bir yandan da üzüldüm kendisine. Çünkü kitabın başında ben daha farklı bir konu bekliyordum. Benim için tam anlamıyla şaşırtıcı bir süreç ve son oldu. Her şey daha farklı olabilirdi Sayın Prens! Kitaptaki bu alıntı tam da kitabı özetliyor bence: "Bak prens, iyilik yapmak hoş bir şeydir ama aşırıya kaçmayacaksın." {Syf.400}
Nastasya Filippovna'ya gıcık olduğumu söylemesem çok içimde kalır. Ne kadar güzel olursa olsun bütün o itici huyları, gıcık davranışları beni çileden çıkardı. Hele ki o son düğünde yaptıkları... (spoiler vermemek için bunu ayrıntılı anlatmayacağım ama okuyan herkesin benimle aynı seviyede gıcık olacağına eminim) Nastasya için olan şu alıntıda Rogojin'e katılıyorum. Çünkü bence de deli değil bu kadın. Çok zeki ve sinsi.
"- Deli bu kadın! diye haykırdı.
Rogojin, kendi kendine konuşuyormuş gibi,
-Kim bilebilir ki belki de değildir, diye mırıldandı." {Syf.581}
Hiç sıkmayan dolu dolu bir kitaptı. Her bölümünde ayrı bir konu, her satırında ayrı bir etki. Hâlâ okumakta kararsız olan varsa hemen başlayınız.
Son olarak şu alıntı ve şu nasihatim ile bitirmek istiyorum incelememi:
"Ama her şey bir yere kadar... iyi özellikler bile." {Syf.626}
Gereğinden fazla iyi niyet, kötü sonuçlar doğurur dostlar. Herkese hak ettiği gibi davranın lütfen.