Roman 1915’de Port Said Limanı’nı ablukaya almakla görevlendirilen TAHTELBAHİR denizaltısında başlıyor ve bitiyor. Tüm romanın tek mekanı bu makine ve içindeki insanlar oluyor. Kitab-ül Hiyel’deki mühendislik bilgileri ve jargonu ile yer yer eski Ahit’e atıfta bulunan romanda, birbirinden ilginç karakter analizleri var. Başta Karagümrük, Baltanur, Tikilom, Parlakçı, Daz, Züp gibi karakterler tek tek ve yoğun bir biçimde metne yedirilmiş kişilikleriyle karşımızdadırlar. Kimi pozitivist, kimi dindar, kimi çıkarcı, kimi saf onlarca karakter kendilerini bekleyen sona doğru adım adım ilerlerken, bir türlü izah edemedikleri kötülüğün kendilerini adım adım yok etmesine mani olamazlar. Kuşkusuz roman baştan sona bir gerilim romanıdır. Kolostrofobiktir. Mekana hapsolmuş insanların bir gaflet anında, para hırsına düşerek bilmeden gemiye aldıkları bir kötülükle yüzleşmek ve onu alt etmek zorunda kalmalarının hikayesidir. Korkunç olan şey çıkışsızlık duygusudur. Mekana mecburiyet, kaçıp gidememek ve hapsolmuşluk duygusuyla o kötülükle yüzleşmek zorunda kalırlar ama bu kötülüğün sebebini açıklayamazlar. Metin zaman zaman korku romanı haline de dönüşür. Bazı yerleri nefes nefese okudum diyebilirim. İsmi cismi belirsiz bu canavarı gemiye almalarının cezasını yavaş yavaş öderler. Canavarın hepsini kendi sandığına atıp püre haline getirmesi, onları öğütmesi, onlara oyunlar oynaması, onları zombileştirmesi, “akıllarını alması” saf kötülükle yüzleşme, tüm bunlar aslında son derece politik bir metinle karşı karşıya olduğumuzu bize anlatmıyor mu? Tiamat acaba sadece bir fantastik bir korku ve gerilim romanı mı yoksa güncele referans veren son derece politik bir metin mi? Ben Tiamat’ın insanlığın ortak trajedilerine referans veren son derece politik bir metin olduğunu düşünüyorum.