·432 syf.····Okunma: 23 Nisan 2024 20:30 ---
Kitaba istekli başlayıp zar zor okudum. Çünkü yazarın diğer kitaplarını okuyan biri olarak, bu kitabın diğerleriyle çok benzerlik taşıdığını söylemeliyim. Yazar, karakterlerini yağmurlu bir havada karşı karşıya getirmezse olmuyor sanki. "Vaveyla", "Asi Çakıltaşı", "İhtilal" ve "Gül Kuyusu" kitaplarında karakterler, yağmurlu bir havada gerçekleşen bir olayla karşılaşıyorlar. Olaylar yağmurlu bir havada başlamasa bile, kitabın ilerleyen bölümlerinde mutlaka bir yağmurlu hava sahnesi bulunuyor.
Daha önce belirttiğim gibi, yazarın karakterleri genellikle çok soğuk, karamsar ve ketum bir yapıda oluyor. Genelde hem kadın hem de erkek karakterler öyle ve bu durum çok boğucu olabiliyor. Ancak bu kitabında biraz değişiklik var gibi. Gülçehre, yani kadın karakter, isminden de anlaşılacağı gibi gül yüzlü, hep renkli giyinen ve etrafına karşı sevecen olan (çok şükür) bir karakter. Yazar bu sefer farklı bir kadın karakter yazmaya çalışsa da, alıştığı "ben siyah giyinirim, çok soğuk biriyimdir, ana baba tarafından yüzüm gülmemiş" temalı karakterlerden tamamen uzaklaşamamış gibi. Yine de, bu karakterde bu özellikler sadece birazcık mevcut.
Erkek karakterler hakkında ise bir şey söylemeye bile gerek yok. Onlar klasikleşmişler; çok sessiz, her şeyi bilen, soğuk ve sadece sevdiği kadına gülen, onu da sevene kadar bize kan kusturan karakterler oluyorlar. Aynı zamanda, ana karakterlerin arkadaş çevresi de hemen hemen her kitapta benzerlik gösteriyor. Yazarın anlatım tarzı, yer yer etkileyici betimlemeler içerse de, benim için fazla melodramatik ve abartılı. Karakterlerin iç dünyalarını ve duygusal geçişlerini aktarırken kullanılan dil, zaman zaman gerçekçilikten uzaklaşıp fazla teatral bir havaya bürünebiliyor.
Neyse, biraz da kitaptan bahsedeyim. Gülçehre, çiçekleriyle ilgilenmeyi seven, manga okuyup sürekli k-drama izleyen ve aynı zamanda üniversite sınavına hazırlanan normal bir kızdır. Babası doktor ve annesi de hemşire. Babası, onun da doktor olmasını istiyor ve onu zorluyor ama Gülçehre doktor olmak istemiyor. Çok saçma bir şekilde, başhekimin oğluyla bu hayatta amacı ne, ne olmak istiyor, hayallerinin neler olduğunu keşfetmek için bir maceraya atılıyor. Gülçehre, çiçeklerle ve manga ile iç içe, kendi halinde bir hayat süren bir karakterken, romanın ilerleyen sayfalarında kendini bir aşk ve gizem hikayesinin merkezinde bulur.
Her ne kadar konusunu çok sevemesem de, kitabın sadece bir aşk hikayesi olmadığını, aynı zamanda kişisel özgürlük, kader ve seçimler üzerine derin temaları işlediğini söylemeliyim. Kitapta geçen "özgürüm" ve "özgürsün" replikleri de, karakterlerin içsel yolculuklarını ve dönüşümlerini sembolize ediyor diyebiliriz.
---