5/10
·432 syf.··
2024 40. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2024 20:30
--- Kitaba istekli başlayıp zar zor okudum. Çünkü yazarın diğer kitaplarını okuyan biri olarak, bu kitabın diğerleriyle çok benzerlik taşıdığını söylemeliyim. Yazar, karakterlerini yağmurlu bir havada karşı karşıya getirmezse olmuyor sanki. "Vaveyla", "Asi Çakıltaşı", "İhtilal" ve "Gül Kuyusu" kitaplarında karakterler, yağmurlu bir havada gerçekleşen bir olayla karşılaşıyorlar. Olaylar yağmurlu bir havada başlamasa bile, kitabın ilerleyen bölümlerinde mutlaka bir yağmurlu hava sahnesi bulunuyor. Daha önce belirttiğim gibi, yazarın karakterleri genellikle çok soğuk, karamsar ve ketum bir yapıda oluyor. Genelde hem kadın hem de erkek karakterler öyle ve bu durum çok boğucu olabiliyor. Ancak bu kitabında biraz değişiklik var gibi. Gülçehre, yani kadın karakter, isminden de anlaşılacağı gibi gül yüzlü, hep renkli giyinen ve etrafına karşı sevecen olan (çok şükür) bir karakter. Yazar bu sefer farklı bir kadın karakter yazmaya çalışsa da, alıştığı "ben siyah giyinirim, çok soğuk biriyimdir, ana baba tarafından yüzüm gülmemiş" temalı karakterlerden tamamen uzaklaşamamış gibi. Yine de, bu karakterde bu özellikler sadece birazcık mevcut. Erkek karakterler hakkında ise bir şey söylemeye bile gerek yok. Onlar klasikleşmişler; çok sessiz, her şeyi bilen, soğuk ve sadece sevdiği kadına gülen, onu da sevene kadar bize kan kusturan karakterler oluyorlar. Aynı zamanda, ana karakterlerin arkadaş çevresi de hemen hemen her kitapta benzerlik gösteriyor. Yazarın anlatım tarzı, yer yer etkileyici betimlemeler içerse de, benim için fazla melodramatik ve abartılı. Karakterlerin iç dünyalarını ve duygusal geçişlerini aktarırken kullanılan dil, zaman zaman gerçekçilikten uzaklaşıp fazla teatral bir havaya bürünebiliyor. Neyse, biraz da kitaptan bahsedeyim. Gülçehre, çiçekleriyle ilgilenmeyi seven, manga okuyup sürekli k-drama izleyen ve aynı zamanda üniversite sınavına hazırlanan normal bir kızdır. Babası doktor ve annesi de hemşire. Babası, onun da doktor olmasını istiyor ve onu zorluyor ama Gülçehre doktor olmak istemiyor. Çok saçma bir şekilde, başhekimin oğluyla bu hayatta amacı ne, ne olmak istiyor, hayallerinin neler olduğunu keşfetmek için bir maceraya atılıyor. Gülçehre, çiçeklerle ve manga ile iç içe, kendi halinde bir hayat süren bir karakterken, romanın ilerleyen sayfalarında kendini bir aşk ve gizem hikayesinin merkezinde bulur. Her ne kadar konusunu çok sevemesem de, kitabın sadece bir aşk hikayesi olmadığını, aynı zamanda kişisel özgürlük, kader ve seçimler üzerine derin temaları işlediğini söylemeliyim. Kitapta geçen "özgürüm" ve "özgürsün" replikleri de, karakterlerin içsel yolculuklarını ve dönüşümlerini sembolize ediyor diyebiliriz. ---
1000Kitap
Gül Kuyusu 1Binnur Şafak Nigiz · Dokuz Yayınları · 0296 okunma
··
4 +1'leme
·
1.484 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ben hiçbir zaman yazarların aynı anda 3-4 seriye başlamasını ve diğerlerini unutdurma seviyelerini getirmelerini anlamadım ve de anlamak istemiyorum aslında. Vaveyla var, İhtilal vat, bir de bu Gül Kuyusu var, hele de hepsi de seri ve de min 400+ sayfalık. Yazar nasıl yazıyor böyle, ben daraldım onun da yerine...
Hocam peki bu kişisel özgürlük vs kısmı derin mi işlenmiş yoksa kamu spotu şeklinde sadece cümle olarak karakterin düşüncesi gibi mi?
Nurcanꨄ︎
Gönderi Sahibi
Aslına bakarsan çok da derin işlenmiş diyemeyiz. İkinci seçenek daha uygun. Kitabın çok da bir numarası yok ve baktım ki fazla yermişim kitabı sonradan ekledim özgürsün fln yoksa bana çok saçma geldi :)
Kitap bir çok şey anlatılmış kendi seçimlerinin kendimiz yapmamız gerektiğini ve ondan vazgeçmemiz olduğunu anlatıyor hep bir hayallemiz olması gerektiğini ben bittirdim ve dili çok akıcıydı diyer kitaplarına göre betimleme ve acı ve keder yoktu tatlış çıtır çerez bir kitap ben devamını bekliyorum merak ediyorum
Kitabı bu siteden veya başka bir siteden mi okudunuz??