Bir inceleme yazısı için okumak istemeyeceğiniz kadar uzun arkadaşlar o yüzden hiç başlamamanızı tavsiye ederim.
Yaşadığımız çağda her iki cenahta da gerek sosyal platformlar gerek sözlü müzakereler yoluyla tartışma değerini sürekli koruyan kadının çalışması konusunda müstakil olarak kaleme alınan kitap sayısı yok denecek kadar azdır. (Nefes almasına kadar her konuda kitap olmasına rağmen buranın atlanmış olması ilginç geliyor doğrusu)
Bu yazıda aslında kitabını incelemesinden ziyade kendi görüşlerimi yazacağım. Ara ara kitaptaki düşüncelere değinsem de ağırlıklı olarak kendi fikirlerim olacağını baştan belirteyim. (Sonradan dönüp baktım da pek de değinmemişim) Fakat yazıya geçmeden önce eserin sahibine ayıp olmaması için onun ne düşündüğüne dair de birkaç kelam edeyim.
Kitabı elinize alıp da okumaya başladığınız andan itibaren Faruk hocanın bu duruma olumsuz yaklaştığını görüyorsunuz. Verdiği örneklerle, kullandığı araştırma sonuçlarıyla bu durum bariz bir şekilde anlaşılıyor. Fakat kitabının basımının yıllardır yapılmaması ve hocamızın kızının da hukuk fakültesinde okuması (şu an çalışıyor mu bilmiyorum) acaba sonradan fikirleri değişmiş olabilir mi sorusunu da akla getiriyor. Değişmemiş de olabilir pek tabii.
Kadın çalışmalı mı sorusunun tek bir cevabı olmadığı için bu sorunun cevabını atladıktan sonra her iki kesimin düşüncelerinden yola çıkarak yazımıza bismillah diyelim. (Yemeğin sonunda akla gelen besmele gibi oldu ama neyse)
-Kadının asli vazifesi, çalışma mecburiyetinin olmaması-
Bizim camiada kadının çalışması denince kadının asli vazifesinin eviyle ve çocuğuyla ilgilenmesi gerektiği ve böyle bir mecburiyetinin olmadığı dile getirilir. Kadın çalıştığı zaman çocukların heba olacağı, ahlâklı bireyler olarak yetiştirilmedikleri gibi gerekçeler öne sürülür.
İlk olarak kişinin önceliğinin her zaman ailesi olması gerektiğini savunmakla beraber bir insanın asıl sorumluluğu dışında da işler yapabileceğini ve mecburiyetinin olmamasının yapmak istemesinin önünde bir engel olmadığını söylemek isterim. Yaptığımız her işi mecbur olduğumuz için yapmayız, sevdiğimiz ve istediğimiz için de yaparız.
İkinci olarak ise kadınların sağlık alanında çalışması gerektiği hususunda pek çok hocamız da mutabıktır. (İstisnaları da elbette de mevcut) Kadının burada çalışmasını normal gördüğümüz için onların çocuk yetiştirmesi hususunda korkuya düşülmemekte, bu durum hiçbir zaman dile getirilmemektedir. Eğer bir sağlık personeli çocuğunu güzel bir şekilde yetiştirebiliyorsa bunu diğer meslek gruplarındaki kadınların da yapması mümkündür.
Bir ortamda oturulduğu zaman şimdiki çocukların durumu diye başlayan şikâyetlere hepimiz şahit oluyoruz. Ailelerin elinde yanlış eğitim sebebiyle yitip giden çocukları görüyoruz. Bunların anneleri yalnızca çalışan kadınlardan oluşmuyor. Hatta kendi çevremden yola çıkarak söyleyebilirim ki çoğunun annesi çalışmayan kadınlar maalesef. Annelerin eğitimsiz olması, tek meşguliyetinin yemek, çamaşır, temizlik olması, hem annenin hem çocukların teknoloji bağımlı olması ve daha pek çok sebepten dolayı çocuklar elimizden kayıp gidiyor. Çalışan annelerden çocuğunu güzel yetiştiren ve yetiştirmeyenler olduğu gibi yine çalışmayan annelerin de iyi ve kötü yetiştirilen çocukları olduğunu görüyoruz. Her durumun da binlerce örneği mevcut. Bu sebeple diyebiliriz ki çocuk eğitiminin temeli kadının çalışıp çalışmamasından önce ailenin bilinçli olup olmamasına bağlıdır.
-Toplumdaki her sorunun kadının çalışmasına bağlanması-
Modern dünyada yaşanan ahlâkî çöküş muhtemelen çoğumuzun kabul ettiği bir hakikattir. Bu çöküşün sebebinin kadının bozulması (tesettür, çalışma hayatı, mahremiyet vs.) çözümün de yine kadınının değişmesi olduğunu savunan zihniyet de yine muhtemelen hepimizin duyduğu sloganik bir düşünce biçimidir. Malik bin Nebi’nin Doğu toplumlarına has olarak yaptığı tespiti yine kendisini haklı çıkarmaktadır: Problemi de kurtuluşu da tek sebebe bağlamak. Tabii ki de bu da sebeplerden birisi olarak kabul edilebilir fakat dijitalleşmeyi, zamanla birlikte değişen toplumun sosyolojik yapısını, kadın erkek fark etmeksizin hepimizi saran dünyevileşme hastalığını, insana dair olguları bir kenara atarak sorunu teke indirmek bizi doğru bir analizden ve çözümden uzaklaştıracaktır.
-Çalışmayan kadının kraliçe, çalışan kadının modern köle kabul edilmesi-
Bazı coşkulu sohbet ve vaazlarda çalışmayan kadın evinin kraliçesi olarak anlatılır. Kulağa hoş gelse de vakıanın her zaman öyle olmadığını, bu coğrafyada özellikle bizden önceki kuşaklardaki kadınların hayatının değil kraliçe sıradan insan kadar bile değerinin olmadığını anneanne, babaannelerimizin anlattığı hayat hikâyelerinden hepimiz dinlemişizdir.
Modern köle addedilen kadınların tasviri yapılırken patronunu memnun etmek için çırpınan, evdeki kocasına bir bardak su getirmeyip patronuna sabahtan akşama kadar hizmet eden bir kadın profili çizilmektedir. Örneğini verirken bile hayâ etmemiz gereken bir durumu ne yazık ki sürekli resmediyoruz. Müslüman kadının çalışmasından bahsederken bize bu kadar uzak bir hayat tarzını ısıtıp ısıtıp dile getirmek yerine daha gerçekçi bir şekilde konuşmamız gerekmektedir. Çalışma hayatının sadece erkek patrona hizmet edildiği bir dünya olmadığını sanırım artık hepimizin kabul etmesi gerekiyor.
Buraya kadar olan kısımda kadının çalışmasına olumsuz yaklaşanların öne sürdüğü gerekçelerden birkaç tanesine kısaca değindik. (Sadece bu kadar değil elbette başka gerekçeler de var ama zaten uzun olan yazıyı daha fazla uzatmamak için bu kadarı ile iktifa edelim.) Şimdi de kadının çalışmasını mutlaklaştıran zihin yapısına kısaca bakalım.
-Kendi ayakları üzerinde durma mevzusu-
Kadının çalışması gerektiğini savunanların ilk argümanı olan bu cümleye hepimiz aşinayız. Arkadaşlar emin olun çalışmayan kadınlar da amuda kalkmıyorlar onlar da kendi ayakları üzerinde duruyorlar. Neyse kast edilenin kendi paranı kazanmak, başkasından para almamak olduğunu biliyoruz elbette ama bir kadın babasından, eşinden para aldığı zaman bu durum o kişi için utanılacak bir şey olmuyor, aile olmanın doğal bir sonucu meydan geliyor. Eşinden, babasından maddi destek görmeyen kadınları inkâr edemeyiz, onun da bu toplumun bir gerçeği olduğu hepimizin malumu fakat maddi problem yaşamayan ve çalışmayı istemeyen kadın da yine kendi ayakları üzerinde duran bir kadındır.
-Özgürlük olarak kabul edilmesi-
Kendi ayakları üzerinde durma yanında çalışan kadın özgür bir kadın olarak kabul ediliyor. Fakat şu da var ki ofis hayatından şikâyetçi, sabahtan akşama kadar çalıştığı için hayatı yaşayamadığından muzdarip olan pek çok kadının da çığlığını duyuyoruz. Aynı zamanda modern hayatın dayattıklarına kafa tutarak iş hayatından uzaklaşan, kendisine Afrika’nın bilmem ne bölgesinde kendisine yaşam alanı hazırlayan kadınları cesaretlerinden ötürü tezahüratlara boğuyoruz. İş hayatından istifa ederek evinde kendine bir dünya kuran ve bunu cafcaflı cümlelerle savunan kadınları alkışlarken çalışma hayatını hiç tercih etmeyerek evinde olmayı yeğleyen kadına ise burun kıvırıyoruz. Kendi iradesi ile çalışma hayatından çekilen kadın ne kadar özgür ruhlu ise yine kendi iradesi ile çalışma hayatına girmek istemeyen kadın da o derecede özgür ruhludur. Burada bir durup düşünmemiz neyi neden savunduğumuzu bilmemiz gerekiyor sanırım. Aynı zamanda özgürlük kelimesini sadece para kazanmak ile eşdeğer görüyorsak dünyaya çok sığ bir pencereden baktığımızı da ne yazık ki kabul etmek zorundayız.
-Anneliği küçümseme ve basit görme-
Çalışan kadının yeterince iyi anne olmadığını, fıtratından uzaklaştığını, kadının tek görevinin anne olduğunu savunan görüşünün karşı çizgisinde yer alan düşünce de anne olan kadını küçümseyerek yaptığı işi basit görmektir. Çocuğuyla ilgilenmek, çocuğu büyürken her anında yanında olmak ve bu ana şahit olmak bir anne için tüm dünyalara bedel olabilmektedir. Bir kadının bu hayatı tercih etmesi, anlam dünyasını sevdikleri ile birlikte vakit geçirerek inşa etmesi en doğal hakkıdır ve böyle bir hayatı seçtiği için eleştiri oklarına maruz kalmak zorunda değildir.
-Kadının çalışması konusunda benim düşündüklerim- (Buraya kadar sanki kendi düşüncelerimi yazmıyormuşum gibi)
Çalışmak demek yalnızca para kazanmak demek değildir. Bizim inancımıza göre çalışmak; çabalamak, hayırlı işler yapmak, faydalı işlerle meşgul olmak demektir. Çalışma kavramını sadece maddiyatı çağrıştıran dar anlamından uzaklaştırıp “hayırlı ve faydalı işler için çaba sarf etmek” olarak anlamamız gerekmektedir. Velev ki bize maddi bir kazanç getirmese bile. Benim zihin dünyamda çalışmanın tam karşılığı bu oluyor. Vakıf ve dernek gibi yerlerde eğitim ve hayır çalışmaları yapan bir kadın maddi bir kazanca sahip olmasa da çalışmanın en güzel şeklini icra ediyordur. Kendini geliştirmek için okuyan, dil öğrenen, hobilerine vakit ayıran bir kadından daha güzel çalışan kim vardır acaba?
Çalışma alanına göre değişse de çalışmak psikolojik olarak da insana iyi gelen ve kişiyi yenileyen bir durum. İş hayatının çürüttüğü insanlar da var elbette ama çalışma hayatından memnun olan kişiler için özgüveni artıran, belli bir hedefe harekete etmeyi kolaylaştıran, işe yarama hissini veren bir yanı da var çalışmanın. Sadece para kazanma ve zorunluluk ile geçiştirilemeyecek bir konu artık çalışma hayatı. Ki buradaki kastım yine para kazanmak değil bir amaç uğruna kendine uğraşlar edinmek. Şu da kabul etmemiz gereken bir gerçek ki çalışma hayatında bulunmayan ve üstelik herhangi bir uğraşa sahip olmayan kadınların günleri de televizyon-ev işleri- boş dedikodu üçgeninde tüketilen bir ömre dönüşüyor. Önce kendini tüketen kadın sonra da eşini ve çocuklarını tüketmeye başlıyor.
Özellikle bizim camiada kadının çalışmasına olumsuz yaklaşımın sebeplerinden birisi çalışma ortamları hakkındaki olumsuz durumlar oluyor. Fakat yaşadığımız çağdaki dijitalleşme ile birlikte evden yapılan iş sayısı hayli fazlalaştı. (En büyük hayalimdi ama yanlış bölüm kurbanı olduk sanırım. Neyse olsun yine hayalim olmaya devam ediyor.) Online diyetisyenlik, psikolojik danışmanlık, mimarlık, tercümanlık ve özellikle bilgisayar alanında yapılan işler hem evden çalışma imkânı sağlıyor hem de büyük bir konfor sağlıyor. Kadınların çalışmasının zaten uygun olmadığı pozisyonları öne sürmek yerine çalışma imkânlarının olduğu bölümleri öne çıkarmaya çalışmak daha sağlıklı olacaktır.
Yine aynı konu ile bağlantılı olarak kadınların çalışması konusu açıldığında kadının çalışamayacağı alanları, haramları, mekruhları sıralayıp sonrasında “elbette çalışabilir kadının çalışması haram değil” cümlesini araya sıkıştırmaktan vaz geçip çalışma imkânının olduğu ve buralarda ne gibi katkılarının olacağı üzerinde yoğunlaşılabilir. Erkeklerin de çalışmasının haram olduğu pek çok alan olmasına rağmen onlar için bu cümleleri kurmak söz konusu bile olmazken neden kadınların önce çalışamayacağı alanlar kol gibi sıralanıyor hâlâ anlamış değilim.
Çalışma saatlerinin yoruculuğu hepimizin malumu ve şikâyetçi olduğu bir konu. Bu konuya düzenleme getirildiğinde birçok kadının hayatında olumlu değişimler olacaktır muhakkak. Kadın çalışmalı mı çalışmamalı mı tartışmamız sonuçlanmayacağına göre kadınların sosyal hayattaki rolünün istesek de istemesek de arttığını kabul ederek kadınların çalışma saatlerinin hem işine hem ailesine vakit ayıracak şekilde ayarlanması en elzem konulardan birisi. (Ki sadece kadınların değil erkeklerin çalışma saatlerinin bile insanca bir hâle getirilmesi gerekiyor ama bunun için kaç asır geçmesi gerekiyor bakalım.)
Vel hâsıl kelam kadın çalışmalı mı çalışmamalı sorusunun tek bir cevabının olmadığını, bizim gibi düşünmeyen insanların da kendi tercihlerinin onlar için en doğrusu olduğunu, toplumsal değişim gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor artık. Allah’ın birliği dışında her konunun tartışmasının yapıldığı medeniyetimizde konu buraya geldiğinde tüm Müslümanların tek tip düşünmesini beklemek de beyhude bir bekleyiş olacaktır. Yine aynı şekilde kadının mutlak olarak çalışmasını beklemek, çalışmayan kadını cahillikle yaftalamak da kendini geliştiren ancak çalışma hayatını tercih etmeyen kadına yapılan en büyük haksızlıklar arasındadır. Fakat ne olursa olsun kadının kendi ilgi alanlarına göre bir uğraşının ve hedefinin olması hem kendisinin hem de yaşadığı toplumun yararına olacaktır.
Buraya kadar okuma zahmetine katlanan (tabi böyle bir şey mümkün olduysa) veya yazıyı atlayıp direkt son paragrafa gelen siz güzide okuyucuların eklemek istediği olursa bundan sonrasını kendilerine bırakıyorum.