"İstediğin kadar saksağını vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.."
Yazarın 1956 yılında yazmaya başladığı otobiyografik eserler zamanla derlenerek Bülbülü öldürmek kitabına dönüşüyor. Eser 1960 yılında yayımlandığında çok büyük bir ilgi görüyor ve 1961 yılında Pulitzer Edebiyat Ödülünü kazanıyor.
Eser ırkçılığın toplumda nasıl karşılandığını, ırkçılık yapmayı reddeden kişilerin bile nasıl baskıya uğradığını bir ailenin üzerinden çok güzel bir şekilde anlatıyor. Avukatlık yapan Atticus, toplumun baskılarına rağmen suçsuz olduğunu düşündüğü bir siyahiyi savunmasıyla olaylar gelişiyor. Eseri Atticus'un kızı Scout'un bakış açısından okuyoruz. Ve evet okumayı düşünenlere bilgi olsun Scout karakteri kız, çünkü belli bir kısma kadar Scout'un kız olduğunu anlamak mümkün değil.
Irkçılığın dışında beni çok etkileyen konulardan biri de Atticus'un Jem ve Scout adında iki çocuğu var ve bu çocuklar küçük yaşta annelerini kaybediyorlar. Babalarının onlarla kurduğu ilişki, onları eğitme tarzı ve eğer o siyahiyi mahkeme salonunda savunmazsa çocuklarının yüzüne bakamıyacağı düşüncesi içimde yer etmişti gerçekten.
Olay örgüsünün çok merak uyandırıcı olduğunu söyleyemiycem. Fakat akıcı ve sade bir dili olduğundan ayriyetten de konusunun çok güzel olmasından dolayı beğendiğim bir eser oldu. Yazarın Tespih Ağacının Gölgesinde adlı eserinde Scout karakterine tekrar hayat verdiği söyleniyor bu yüzden en kısa sürede onu da okuyacağım. Size de keyifli okumalar diliyorum...