·248 syf.····Okunma: 19 Ağustos 2023 10:07 Mary Shelley’nin 1818 yılında yayımlanan “Frankenstein” ya da “Modern Prometheus” adlı eseri, edebi tarihin en önemli ve en çok tartışılan eserlerinden biridir. Bu roman, gotik edebiyatın ve bilim kurgu türünün temel taşlarından biri olarak kabul edilir. Romanın yazıldığı dönem, Aydınlanma Çağı'nın sonu ve Romantik döneminin başlangıcıdır. Bu bağlamda, romanın temaları ve Shelley’nin işlediği konular, dönemin entelektüel tartışmalarını yansıtır.
Konu ve Özet
“Frankenstein”, genç bilim adamı Victor Frankenstein’ın hikayesini anlatır. Victor, ölü beden parçalarından bir yaratık oluşturur ve ona hayat verir. Ancak, yarattığı canavarın fiziksel görünümü ve davranışları, onu dehşete düşürür ve Victor, yaratığını terk eder. Yaratık, yalnızlık ve dışlanmışlık hissi ile Victor’a karşı bir intikam duygusu geliştirir. Roman boyunca, yaratığın toplumdan dışlanması, Victor’un yaratığı yok etme çabaları ve her iki karakterin trajik sonları anlatılır.
Temalar
1. Bilim ve Etik: Roman, bilimsel keşiflerin ve insanın doğaya müdahalesinin etik boyutlarını sorgular. Victor’un Tanrı rolünü üstlenmesi ve bir yaşam yaratma girişimi, beraberinde ciddi sorumlulukları da getirir. Shelley, bu noktada bilim ve etik arasındaki dengeyi tartışır.
2. Yalnızlık ve Dışlanmışlık: Yaratığın toplum tarafından dışlanması ve yalnızlığı, romanın merkezinde yer alır. İnsan doğasının kabul ve aidiyet ihtiyaçlarını vurgulayan Shelley, yaratığın trajedisi üzerinden insan ilişkilerinin önemine dikkat çeker.
3. Doğa ve Romantizm: Romantik dönemin bir eseri olarak, “Frankenstein” doğanın güzelliklerini ve insan ruhu üzerindeki etkilerini sıkça betimler. Victor’un doğaya kaçışı ve doğada huzur bulma çabaları, Romantik dönemin doğaya olan hayranlığını yansıtır.
4. Sorumluluk ve Suçluluk: Victor’un yarattığı canavarı terk etmesi, yarattığı hayatın sorumluluğunu almadığını gösterir. Bu, Victor’un hem kendi vicdanında hem de yaratığın gözünde suçlu olmasına neden olur. Roman, sorumluluk ve suçluluk temalarını derinlemesine işler.
Anlatım Tarzı
Shelley’nin anlatım tarzı, dönemin gotik ve romantik edebi akımlarının bir karışımıdır. Yoğun betimlemeler, duygusal derinlik ve doğa tasvirleri ile doludur. Ancak, Shelley’nin karmaşık cümle yapıları ve yoğun betimlemeleri, bazı okuyucular için ağır ve yorucu olabilir. Anlatım, mektuplar ve kişisel anlatılarla şekillenir, bu da romana epistolary (mektup romanı) tarzını kazandırır.
Türkler ve Müslümanlar ile İlgili Detaylar
Mary Shelley’nin “Frankenstein” romanında Türkler ve Müslümanlar hakkında bazı küçük detaylar bulunur. Romanın bir bölümünde, Safie adlı bir karakterin hikayesi anlatılır. Safie, Türk bir babanın kızıdır ve bu hikaye sırasında Türkler ve Müslümanlar hakkında bazı olumsuz ifadeler kullanılır. Bu detaylar, Osmanlı İmparatorluğu ve Batı arasındaki tarihsel ilişkilerin ve dönemin oryantalist bakış açısının bir yansımasıdır. Bu tür ifadeler, günümüz okuyucularını rahatsız edebilir ve eserin bu açıdan eleştirilmesine neden olabilir.
Değerlendirme
“Frankenstein”, bilim, etik, insan doğası ve yalnızlık gibi evrensel temaları ele alması nedeniyle klasikler arasına girmiştir. Ancak, Shelley’nin anlatım tarzı ve dönemin oryantalist bakış açısını yansıtan bazı detaylar, eserin bazı okuyucular için çekiciliğini azaltabilir. Eserin, Türkler ve Müslümanlar hakkında içerdiği olumsuz ifadeler, günümüz değerleriyle değerlendirildiğinde, eleştirilmeye açıktır. Bu nedenle, eseri okurken dönemin tarihsel ve kültürel bağlamını göz önünde bulundurmak önemlidir.
Eleştirel Bakış Açısıyla “Frankenstein” Romanının Olumsuz Yönleri
1. Anlatımın Ağırlığı ve Karmaşıklığı: Mary Shelley’nin “Frankenstein” romanı, döneminin edebi tarzına uygun olarak yoğun betimlemeler ve karmaşık cümle yapıları ile yazılmıştır. Bu, bazı okuyucular için ağır ve yorucu olabilir. Anlatımın yoğunluğu, hikayenin akıcılığını olumsuz etkileyebilir ve okuyucunun ilgisini sürdürmekte zorlanmasına neden olabilir. Shelley’nin dil kullanımı ve uzun paragrafları, modern okuyucular için alışılmışın dışında ve zorlayıcı bulunabilir.
2. Karakter Gelişimi ve İkna Edicilik: Romanın ana karakterleri olan Victor Frankenstein ve yaratığı, karmaşık ve derin karakterler olarak tasarlanmış olsa da, bazı eleştirmenler bu karakterlerin eylemlerinin ve motivasyonlarının yeterince ikna edici olmadığını savunur. Victor’un bilimsel merakı ve hırsı, yaratığına karşı ani nefret ve korkuya dönüşürken, yaratığın insani duygular geliştirmesi ve intikam peşine düşmesi bazı okuyucular için yeterince mantıklı ve inandırıcı gelmeyebilir. Bu durum, karakterlerin derinliğini ve hikayenin tutarlılığını sorgulatabilir.
3. Romanın Yapısal Sorunları: “Frankenstein”, epistolary (mektup romanı) tarzında yazılmış olup, hikaye çeşitli anlatıcıların mektupları aracılığıyla sunulur. Bu yapı, hikayeyi parçalı hale getirebilir ve okuyucunun olay örgüsünü takip etmesini zorlaştırabilir. Anlatıların bu şekilde kesintiye uğraması, bazı okuyucular için kafa karıştırıcı ve rahatsız edici olabilir.
4. Oryantalist Bakış Açısı: Romanın belirli bölümlerinde, özellikle Safie’nin hikayesinin anlatıldığı kısımlarda, Türkler ve Müslümanlar hakkında olumsuz ve stereotipik ifadeler yer alır. Bu oryantalist bakış açısı, günümüz değerleri ve etik anlayışı ile değerlendirildiğinde, rahatsız edici ve ayrımcı olarak görülebilir. Shelley’nin bu tür ifadeler kullanması, romanın evrensel temasına ve insani değerlere zarar verebilir.
5. Felsefi ve Etik Derinliğin Yeterince İşlenmemesi: Romanın merkezinde yer alan bilim ve etik, sorumluluk ve suçluluk gibi temalar, büyük bir potansiyele sahiptir. Ancak bazı eleştirmenler, Shelley’nin bu temaları yeterince derinlemesine işlemediğini savunur. Özellikle bilimsel etik ve insanın Tanrı rolünü üstlenmesi gibi konular, daha ayrıntılı ve eleştirel bir bakış açısıyla ele alınabilirdi. Bu durum, romanın felsefi derinliğinin eksik kalmasına yol açabilir.
6. Kadın Karakterlerin Rolü: “Frankenstein” romanında kadın karakterler genellikle pasif ve ikincil rollerle sınırlıdır. Elizabeth, Justine ve Safie gibi karakterler, hikayede önemli olaylara doğrudan etkide bulunmazlar ve çoğunlukla erkek karakterlerin eylemlerine bağlı olarak şekillenirler. Bu, romanın feminist bir bakış açısıyla eleştirildiğinde, kadın karakterlerin yeterince güçlü ve bağımsız olmadıkları yönünde olumsuz bir değerlendirmeye neden olabilir.
7. Gereksiz Detaylar ve Anlamsız İfadeler: Roman, kısa ve basit hikayeyi karmaşık ve uzun cümlelerle gereksiz detaylarla uzatır. Bu, anlatının temel temasını zayıflatır ve okuyucunun ilgisini kaybetmesine neden olabilir. Özellikle Victor Frankenstein'ın yaratma süreci, bir çırpıda ve yeterince detaylandırılmadan anlatılır. Bilimsel bir mucizenin bu kadar hızlı ve basitçe açıklanması, sürecin mantıksız ve inandırıcılıktan uzak görünmesine yol açar. Shelley, bilimsel detayları ve yaratım sürecinin etik ve pratik zorluklarını daha derinlemesine ele alabilirdi. Bunun yerine, basit olayları gereksiz yere karmaşık cümlelerle süsleyerek, hikayenin doğrudan ve etkili anlatımından uzaklaşmıştır.
Sonuç
Mary Shelley’nin “Frankenstein” romanı, edebi ve tarihsel açıdan önemli bir eser olmasına rağmen, yukarıda belirtilen olumsuz yönleri de barındırmaktadır. Anlatımın ağırlığı, karakter gelişimi, yapısal sorunlar, oryantalist bakış açısı, felsefi ve etik temaların yeterince işlenmemesi ve kadın karakterlerin rolü gibi eleştiriler, eserin modern okuyucular ve eleştirmenler tarafından sorgulanmasına neden olabilir. Bu eleştiriler, romanın genel değerini azaltmasa da, eserin okunması ve değerlendirilmesi sırasında dikkate alınması gereken önemli noktaları ortaya koyar.
Yazar Kalemin İç Sesi
Ah, Mary Shelley ve onun meşhur “Frankenstein”ı... Bir zamanların parlayan yıldızı, gotik edebiyatın öncüsü, bilim kurgu türünün temeli. Fakat ben, sevgili okur, bu romanı okurken adeta bir sisli bataklıkta yolumu bulmaya çalışan bir gezgin gibiydim. Shelley’nin betimlemelerle dolu cümlelerinde boğuldum, karakterlerin mantıksız motivasyonlarına kafamı vurdum ve sonunda kitabı kapatırken bir rahatlama nefesi aldım.
Victor Frankenstein’ın bilim aşkı, ne yazık ki, okuyucuya ağır ve karmaşık cümleler olarak geri dönüyor. Shelley, ölü beden parçalarından bir canavar yaratmanın bu kadar basit ve hızlı olabileceğine bizi inandırmak için pek bir çaba sarf etmemiş. Belki de Victor, Frankenstein laboratuvarında “Nasıl Canavar Yaratılır” adlı bir hızlı başlangıç kılavuzu buldu ve biz de bunun ayrıntılarına vakıf olamadık. İnanın, keşke kitabın yarısında bu gizli kılavuzu bulsaydım, belki de her şey daha anlamlı olurdu.
Romanın epistolary yapısı, farklı anlatıcıların mektuplarıyla ilerleyen bu yapı, hikayeyi bir araya getirmek için fazlaca çaba sarf ettiriyor. Hikayenin parça parça sunulması, benim gibi sabırsız okuyucular için bir tür işkenceye dönüşebilir. “Nerede kalmıştık?” diye düşünürken, kendinizi karakterlerin anlamsız diyaloglarında kaybolmuş buluyorsunuz.
Ve Safie! Türkler ve Müslümanlar hakkında oryantalist bakış açısıyla yazılmış bu bölümler, modern bir okuyucunun midesini bulandıracak cinsten. Shelley, Osmanlı İmparatorluğu’nun egzotik ve korkunç birer figür olarak yansıtan ifadelere yer vermiş. Ah, bu önyargılar, romanın evrensel temasını yerle bir ediyor.
Kadın karakterler ise adeta dekoratif unsurlar gibi. Elizabeth, Justine ve Safie, hikayede sadece erkek karakterlerin etrafında dönüp duruyorlar. Biraz bağımsızlık, biraz güç arayışı beklerken, onların sadece pasif rollerle yetinmelerine tanık olmak, hayal kırıklığımı daha da derinleştiriyor.
Sonuç olarak, Mary Shelley’nin “Frankenstein”ı, edebi açıdan ne kadar önemli olursa olsun, benim için zorlu bir okuma deneyimiydi. Anlatımın ağırlığı ve gereksiz detaylar, bilimsel ve etik konuların yüzeysel işlenişi, oryantalist bakış açıları ve kadın karakterlerin yetersiz temsili, bu eseri gözümde sorgulanabilir kıldı. Shelley’nin yaratmak istediği derinliği hissedemedim, sadece kelimelerin altında ezildim.
Sevgili okur, bu romanı okurken hissettiğim duyguları ve eleştirilerimi sizinle paylaşmak, belki de size bu edebi yolculukta rehberlik eder. Shelley’nin kalemi güçlü olabilir, ama bazen güçlü bir kalemin de akıcı ve anlaşılır bir hikaye anlatması gerektiğini hatırlatmak gerek.
“Yaratıcının sorumluluğunu almadan Tanrı'yı oynamak, hem yaratıcıyı hem de yaratılanı bir trajediye sürükler.”