Gustave Flaubert - Madame Bovary
8/10
·396 syf.··
2024 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2024 00:00
Gustave Flaubert'in, "Madame Bovary: Taşra Hayatı" esas adıyla 1856 yılında yayımlanan eseri realizm akımına ön ayak olmasıyla bilinmektedir. Gustave Flaubert bu eseri 5 yılda tamamlamıştır. Eser, romantizm akımına da bir eleştiri niteliğindedir. Eser ilk yayımlandığında müstehcenlik nedeniyle Gustave Flaubert'e dava açılmıştır ama beraat etmiştir yazar. Bu dava süreci bir nevi işine yaramıştır ve reklamı olmuştur Flaubert'in. Eser, 1857'de yayımlandığında en çok satan kitap olmuştur o dönem için. Yayımlandıktan sonra "Bovarizm" adında bir terimin literatüre geçmesine de vesile olmuştur. Eserde fazlasıyla betimleyici anlatım hâkimdir. Özellikle ilk yüz, yüz elli sayfasında bir nebze hikâyeye girmek zor olabilir fakat yazarın diline ve üslubuna alıştıktan sonra tadı damağınızda kalacak olan bir eserdir kendileri. Bovarizm; 1892 senesinde, Fransız denemeci Jules de Gaultier tarafından yazılan "Le Bovarysme, la Psychologie dans l'œuvre de Flaubert" (Flaubert'in Çalışmalarında Psikoloji) adlı makalesinde türetilmiştir. O günden bugüne hayal dünyasında yaşayanlar için kullanılmaya devam etmektedir. Bu ruh hâlinde olan kişi, kendini gerçekte olduğundan çok farklı tasavvur etme, kaderin ona çizdiği hayattan çok başka bir hayat süreceğine inanma hâlindedir. Kişi; ötekine özenmekte, kendi dünyasından bir hayli uzaklaşmakta, hayal dünyası içinde yaşamakta ve hayallerine körü körüne inanma eğilimi göstermektedir. Kişinin yaşadığı hayatla hayalindeki hayat birbiriyle örtüşmez. Bu bilgilerden yola çıkarak romanımızın ana karakteri olan Emma Bovary'nin nasıl bir ruh hâlinde olduğu da belli olacaktır. Charles adında, ikinci sınıf bir tıbbi derece elde eden biriyle evlendirilir kendisi. Bu evlilikten önce Charles, annesinin zoruyla Héloïse Dubuc isminde zengin bir dul ile evlenir ve Totes'a yerleşir. Günlerden birinde Charles, bir çiftlik sahibinin kırık bacağını iyileştirmek için yerel bir çiftliğe davet edilir ve orada evin kızı Emma Rouault ile tanışır. Emma, manastırda iyi eğitim almış, güzel bir genç kadındır. Okuduğu romanlardan çok etkilenen Emma, okuduğu lüks ve romantizm dolu hayatlara özlem duymaktadır ve bir gün böyle bir hayat yaşayacağına körü körüne inanmaktadır. Charles, görür görmez ondan hoşlanır ve hastasını gerektiğinden çok daha sık bir şekilde ziyaret etmeye başlar. Bir süre sonra Héloïse'in kıskançlığı yüzünden bu ziyaretler son bulur ve Charles artık Emma'yı görememeye başlar. Eserde Heloise, beklenmedik bir şekilde ölür. Bu ölümden sonra Charles belirli bir süre (yas süresi) bekledikten sonra tekrar Emma ile ilgilenmeye başlar. Babasının da onayıyla Emma ve Charles evlenirler. Emma da bu evliliğe sıcak bakmaktadır. Onca roman okuyup etkilenen karakterimiz, hayalindeki hayatı yaşamak için bir fırsat yakaladığını düşünmektedir tabii ki. Bu kısımlara kadar eser daha çok Charles üzerinden ilerlemekte gibi gözükmektedir. Hatta başlangıçta da Charles'ın okul hayatından anlatmaya başlar yazar. Lâkin bu evlilikten sonra eser tamamıyla Emma'ya odaklanmaya başlayacaktır. Charles ile katıldıkları bir davette Emma, orada şahit olduğu hayatlardan sonra kendi evliliğini ve hayatını çok donuk bulmaya başlar. Aslında başta pek de gönülsüz değildir Charles'a karşı. Ama bu aşamadan sonra acele ettiğini, yanlış bir karar verip kendini yanlış bir hayatın içine sürüklediğini düşünmeye başlar. Charles iyi kalpli biridir ama biraz beceriksizdir. Bu da zamanla Emma için sorun olmaya başlar. Gittikçe bunalmaya ve sürekli nerede yanlış yapıp da istediği gibi bir hayat yaşayamadığını düşünmeye başlar içte içe. Charles, Emma'nın bu durgun, bunalımlı hâlini fark eder ve onun bir hava değişikliğine ihtiyacı olduğuna kanaat getirir. Birlikte Yonnville'e gitmeyi teklif eder ve giderler. Orada Emma bir çocuk dünyaya getirir ama annelik Emma'yı hayal kırıklığına uğratır. Çünkü belki ayrılma ve asıl istediği hayata, aşka yelken açma fırsatı yakalamak isterken bir de çocuğunun olması onu bu içinde bulunduğu hayatı yaşamaya mecbur bırakacaktır adeta. Bu aşamalarda toplum ve aile baskısını, toplumsal tabuları gayet tabii hissetmek mümkündür eserde. Toplumsal tabulara da bir taşlama niteliğindedir bu açıdan bakıldığında. Neticede evlenirken de anlık bir hevesle evlenmiş olsa da ailenin isteğiyle gerçekleşmiştir her şey. Emma'ya oturup düşünme fırsatı verilmemiştir. Öyle uygun görülmüştür ve yapılmıştır. Evlendikten sonra da bir çocuk sahibi olması ve bunun Emma'yı tatmin etmemesi de bu duruma örnektir. Dönemin şartları baz alındığında o vakitten sonra ayrılmak, kendi yoluna bakmak pek mümkün değildir tahmin edileceği üzere. Düşününce bu konulardaki toplumsal baskılar ve tabular hâlâ devam etmektedir dünyanın pek çok yerinde... Karakterimiz bu bunalımlı hayatıyla mücadele ederken Leon Dupuis adında genç bir hukuk öğrencisiyle tanışır ve ona aşık olur. Leon'un edebiyat ve sanat aşığı olması Emma üzerinde epey etkili olmuştur. Leon da Emma'ya aşık olmuştur tabii ki. Emma, Leon'a aşık olmasına aşıktır ama hislerini belli etmemek zorundadır çünkü "erdemli eş" ve "özverili anne" olmak zorundadır ve içinde bulunduğu şartlarda böyle bir aşk yaşaması büyük bir ahlâksızlık olarak görülecektir. Emma'ya olan aşkına karşılık bulamayacağını düşünen Leon da ondan yavaş yavaş ümidini keser ve Paris'e yerleşir. Tüm bu aşamalarda Emma'nın bunalımları, depresyonu yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. "Ait olmadığını hissettiği bir hayatı yaşama mecburiyeti hissi" ile cebelleşmektedir. Günlerden bir gün Rodolphe Boulanger adında; toprak sahibi olan bir zengin, hizmetçilerinden birini tedavi ettirmek için Charles'a getirir ve Emma'yı görüp onun kolay elde edilebilecek biri olduğunu hisseder. Ruhsal açıdan ona iyi geleceğini söyleyerek Emma'yı at binmeye davet eder. Eşinin iyi olmasını her şeyden çok isteyen Charles bu teklifi kabul eder ve Emma ile Rodolphe at binmeye giderler. Bu gezi esnasında Rodolphe ile Emma arasında bir yasak aşk yeşerir. O günden sonra da gizli buluşmalar ve mektuplarla ilişkilerini devam ettirirler. Onun yanında kendini iyi hissetmektedir Emma ve zamanla Charles gözüne itici gelmeye başlar, ondan içten içe soğumaktadır. İkili bir hayat yaşamaktadır artık. Rodolphe aslında Emma'ya karşı hiçbir duygu beslemez amacı yalnızca vakit geçirmek ve gönül eğlemektir. Ancak Emma, bunun asla farkında değildir. Aradığı hayatı, aşkı bulduğunu zannetmektedir ve günden güne kendinden ödünler vermeye ve bağımlı hâle gelmeye başlar. Dört senenin sonunda Rodolphe'a birlikte kaçmaları için ısrarcı olmaya başlar. Rodolphe istemese de bu ısrarlara dayanamaz ve kabul eder. Ama tabii ki aklında farklı bir plan vardır. Birlikte kaçmayı planladıkları tarihin arifesinde Rodolphe, Emma'ya yazdığı bir mektup ile ilişkiyi sonlandırır ve ortadan birden kaybolur. Bu durum üzerine Emma büyük bir şoka uğrar ve depresyona girer. Yine aradığını bulamadığını fark eden Emma bu sefer çareyi dinde arayacaktır. Bir süre sonra yavaş yavaş iyileşme eşiğine geldiğinde; eşi Charles, Emma'yı bir operaya götürmeye karar verir. Gittikleri operada Emma, eski aşığı Leon ile tekrar karşılaşır ve silindiğini sandığı duyguları tekrar meydana çıkar. O günden sonra Emma piyano dersleri alıyor olduğu bahanesiyle Leon ile "aşk yuvası" adını verdikleri bir otelde gizli gizli buluşmaya başlar. Bir süre sonra Emma'nın aşırılıklarından sıkılan Leon uzaklaşmaya ve ilişkilerini sorgulamaya başlar. Bunu fark eden Emma'nın hisleri de bulanıklaşır tabii ki. Tüm bu aşamalarda yavaş yavaş kendi sonunu getirecek olan yola da girmektedir Emma. Sürekli gereksiz ve aşırı harcamalarından ötürü Lheureux adında bir tüccara, haddinden fazla borçlanmıştır ve bu borcunu ödeyememektedir. Bu borcun altından kalkamayacağını anlayan Emma tekrar bunalımlı ruh hâline geri döner bu sefer geri dönüşü olamayacağının da farkındadır ne var ki. Son çare olarak, borcuna karşılık Charles'ın mülkü üzerine bir vekâletnameyi tüccara vermek zorunda kalır. Borcu ödemesi için verilen mühlet sona erdiğinde Lheureux eve ansızın bir ihtarname yollar. Bu olay sonucunda Emma; Leon'dan, Rodolphe'dan borç ister ama her denemesinde geri çevrilir. Tüm bu yaşananlara artık tahammülü kalmayan Emma bir gün ansızın arsenik içerek yaşamına son verir. Bu aşamadaki son tavrı tam olarak kitabın bize ve Emma'ya söylemek istediği şeyin sembolikleşmiş hâli gibidir. Sokakta romantik şarkılar söyleyen ve gözleri görmeyen bir adama "kör" diye bağırarak acı acı kahkaha atar ve yaşama veda eder.. Esas mesele de budur sanırım. Çünkü onu zehirleyen aslında arsenik değil körü körüne bel bağladığı aşırı romantizmdir... Acılı eş Charles, derin bir kedere gömülür, Emma'nın hatıralarını canlı tutmak için yatak odalarını bir mabede çevirir ve hiçbir eşyanın atılmasına izin vermez. Her şeyden elini ayağını çeken Charles artık çalışmaz ve mallarını satarak ayakta kalmaya çalışır. Tesadüfen Emma'nın yasak aşklarıyla olan mektuplarını da bulan Charles büyük bir çöküntü yaşar ve bir süre sonra o da hayata veda eder. O da öldükten sonra kızı Berthe'yi büyükannesi yanına alır ama o da kısa süre sonra ölür. Daha sonra Berthe bir teyzesinin yanına gider ve onunlayken bir pamuk fabrikasında çalışmaya başlar. Eser, Charles'ı kendine rakip olarak gören bir eczacının halk nezdinde itibar kazandığını haber veren cümlelerle son bulur... Madame Bovary kitabıyla Flaubert, âdeta 19. yüzyıl toplumsal gerçekliğini bir tokat gibi suratımıza çarpmaktadır. Yıkılamayan tabular, görülmeyen yanlışlar, sürekli aşırıyı ve olmayacak olanı arzulama hep gözler önündedir eserde. Yayımlandığı dönemde büyük tartışmalara yol açan eser, realizm akımının başlamasına vesile olmuştur. İnsanoğlundaki doyumsuzluğu, tatminsizliği, aşırılığı, gerçeklikten uzak oluşu Madame Bovary üzerinden çarpıcı bir şekilde resmetmiştir yazar. Madame Bovary aslında -kabullenmesi kolay değildir belki de ama - benim, sensin, bizizdir. Kendisine de sorulduğunda "Madame Bovary benim" dememiş miydi zaten yazarımız... Kendisine biçilen "hayat" gömleğini giymeye mecbur kalan insanoğlu sürekli diğer insanların gömleklerine özenerek, diğer gömleğin kendisine daha çok yakışacağını düşünerek geçirir ömrünü. Kendi üzerindeki, onu sıkan, nefes almasını zorlaştıran gömleği de çıkarıp atamaz o çok özendiği gömleği de giyemez. O boğucu gömleğin içinde kaybolur gider tabiri caizse. Bazen de farkında değildir ama gömleğin yaka düğmesini açıp biraz gevşetse rahat nefes alacaktır ama bunu da akıl edemez. Üzerinize yakışan ve başka insanların gömleklerine özenmenize sebep olmayacak "hayat" gömleklerini giyiyor olmanız temennisiyle incelememi burada sonlandırıyorum efendim.
Edebiyat & Roman
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,8bin okunma
·
219 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.