armstrong ayıcı arif konusunda kitabına asılsız şeyler yazıyor
Mr. Armstrong bir nedenle asılan Arif'ten bahsediyor ve Gazi'nin, Arif'i Selanik ve Manastır'dan beri tanıdığını, Suriye'de, Balkanlar'da ve Gelibolu'da beraber çalıştıklarını yazıyor (s. 118).
Yazara göre Arif, Gazi'nin tek dostuymuş. Bir adam ki ona kalbini açmış, onun sırdaşı olmuş.
İstiklâl Mahkemesi tarafından idama mahkûm edildiği zaman, Gazi'nin bu idam kararını nasıl imza ettiğini, Mr. Armstrong, kitabında bir roman gibi, bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. Yazarın ne derece yalana düştüğüne bir örnek olmak üzere bu birkaç satırı aynen alalım:
"Orada bulunan birinin söylediğine göre sıra (imza sırası) bu kâğıda (Arif'in kâğıdına) gelince, Gazi'nin boz renkte bir maske gibi olan yüzü hiç değişmedi. Bir şey söylemedi; tereddüt etmedi; sigara içiyordu. Sigarayı tablanın kenarına bıraktı. Arif'in idam müzekkeresini sıradan bir işmiş gibi imza etti, öteki kâğıda geçti. Birtakım hatıraların ve hislerin iradesini zayıflatmasına izin vermeyecekti" (s.273).
Halbuki bunlar hep hayal ürünüdür.
Arif Adanalıdır. Askeri İdadi öğrenimini Erzurum'da yapmıştır; Manastır'da değil. Mustafa Kemal'le ancak İstanbul'da, Harbiye ve Erkân-ı Harbiye okullarında aynı sınıfta bulunmuşlardır. Anılan tarihte, yani İstanbul'da Mütareke senelerinde, Arif bir defa dahi Mustafa Kemal'in yanına gelmemiştir. Ancak, Mustafa Kemal Anadolu'ya geçerken beraberinde Kolordu Kumandanı olarak gelen Refet Bey'in (şimdi Paşa) Erkân-ı Harbiye Reisi olarak ona vapurda katılmıştır.
Mustafa Kemal'in o zaman Erkân-ı Harbiye Reisi, bugün İzmir'de Vali bulunan Kâzım Paşa'ydı.
Bu sayfalarda ve sonraki konularda rezilce bir düşünce ile yazıldığı gibi, Arif hiçbir zaman, hiçbir hususta Mustafa Kemal'in sırdaşı olmamıştır. Bütün Anadolu devrimi senelerinde Mustafa Kemal, Arif'i şöyle görevlendirmiştir:
Mustafa Kemal Samsun'a çıktıktan sonra Arif'i beraberinde bulundurmamıştır. Samsun'un güneyinde Kırak denilen bir köyde örgüt kurmak üzere bırakmıştır. Sivas'a, Erzurum'a, Ankara'ya beraber götürmemiştir ve kendisinden uzak çeşitli görevlerde bulundurmuştur.
Yunanlılara karşı Batı Cephesi kurulduktan sonra İsmet Paşa'nın emrinde önce bir Fırka kumandanı, sonra da bir grup (kolordu) kumandanı olmuştur. Fakat Arif, görevinde gevşek, aldığı emirleri uygulamada laubali olduğu için ve özellikle ordu Sakarya'ya çekilirken büyük hatalar işlediği anlaşıldığından cephe kumandanı İsmet Paşa tarafından Başkumandan olan Mustafa Kemal'e şikâyet edildi. Mustafa Kemal, cepheyi böyle bir kumandanın zararından korumak için Arif'i, şartların izin verdiği en ağır ceza olarak kumandadan çekmiş, karargâh emrine vermişti.
Sakarya Meydan Savaşı sırasında Mustafa Kemal'in ufak bir askeri kabinesi vardı. Onun reisi, Liman von Sanders'in Erkân-ı Harbiye Reisliğini yapmış olan Kâzım Paşa'dır. Arif, karargâh emrindeyken bu kişinin emrindeydi.
Daha sonra Arif askerlikten çekildi, milletvekili oldu. Bundan sonra Mustafa Kemal'in muhalifleri ile birleşti ve özellikle Mustafa Kemal'in şahsına suikast yapanların her defasında başında bulundu ve bilindiği gibi İstiklâl Mahkemesi
tarafından idama mahkûm edildi.
Yazar, Arifin idam kararını Mustafa Kemal'e Ankara'da Çankaya'daki evinde imza ettirmek suretiyle uydurma bir sahne düzenlemiş. Halbuki Mustafa Kemal, hayatında hiçbir idam kararı imza etmiş değildir. Çünkü, bu yetki kendisine asla verilmemiş ve daima Büyük Millet Meclisi tarafından korunmuştur. Malumdur ki bizde idam hükümleri Meclis kararıyla verilmiştir ve verilir. İstiklâl Mahkemesi kararlarını ise Meclis dahi onaylamazdı. Bundan başka Arif İzmir'de idam olunurken Mustafa Kemal Ankara'da değildi, seyahatteydi.
Türkiye'de Mustafa Kemal'in yakınında ve uzağında bulunanlarca gayet açık bir surette bellidir ki, Arif, onun fikir müşavirliğini yapmamış ve yapamazdı.