Puan vermedi·314 syf.····Okunma: 11 Haziran 2024 20:54 Okuyucu kitabın başından neredeyse sonuna kadar onu hep aşçıbaşı olarak bilecek. Oysa o ismini demir bir kapının ardından Kamer’e bağışlamıştı. Kamer ona Cihan diye seslendiğinde taşlar yerine oturmuş,hikaye nihayet bulmuş olacak.
Yıllar önce Osmanlı sarayında taht değişikliği olmuştur. Tahtın yeni varisi tahtta hak iddia edebilecek herkesin ölümü için ferman buyurur. Bu can pazarından sadece küçük bir çocuk,saray aşçısı İsfendiyar Ustaya sığınarak kurtulur. İsfendiyar Usta onu Adem ustaya emanet eder.
O çocuk doğuştan kabiliyetlidir. Tatların, kokuların piridir. Ama bunun için bir yolculuğa ihtiyacı vardır. Pişmesi, bu yolculukta kendini bulması gerekir. Ancak böyle pir-i lezzet olacaktır.
Aşçıbaşı kendini bulma, kendini tamamlama yolunda dünyayı dolaşır. İlmîn sırlarına vakıf olmaya çalışır. Tıbbın ilmini,gökyüzünün ilmini öğrenir. Itırlar hanımından kokuların ilmine vakıf olur. Gezdikçe kendini bulur. Anlar ki Yunus’un demesiyle
“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır”
Yolculuk onu en sonunda Kamer’in hikayesini gelip dayandığı saraya kadar getirir. Kaçtığı yere geri dönmüştür aşçıbaşı.
İşin içinde bir de aşk vardır. Her duygunun,hissin en kıymetlisi olan aşk. Kamer’in varlığı Aşçıbaşını ayakta tutar. Onun artık iki hedefi vardır. Birincisi Kamer’e kavuşmak bir diğeri yıllar önce boğdurulan anne ve babasının intikamını almak.
Aşkın onu düşürdüğü hallere Fuzuli tercüman olur.
“Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir;
Ben kimim, sâki olan kimdir, mey ü sahbâ nedir?”
Tasavvufun izlerini görürsünüz yer yer. Mevlana’ya , Fuzuli’ye rastlarsınız. Tatların,kokuların insan üzerindeki ruhsal ve bedensel etkileri sizi şaşırtır. Kap ile kalp arasında ne kadar güçlü bir bağ olduğuna şahit olursunuz. Astronominin insan üzerindeki etkileri bu kadar da olmaz dedirtir.