"Göğün derinliklerine uzun süre gözünü ayırmadan baktığında, düşüncelerle ruh, yalnızlığın bilincinde birleşirler nedense. Kendini çaresizce yanlız hissetmeye başlarsın, daha önce yakın ve kendine ait sandığın her şey sonsuz biçimde uzak ve değersiz olur. Binlerce yıldır gökyüzünden bakan yıldızlar, insanın kısacık yaşamını umursamayan anlaşılmaz gökyüzü ve sis, onlarla göz göze kaldığın ve anlamlarını kavramaya çalıştığında suskunluklarıyla ruhunu ezerler; her birimizi mezarda bekleyen yalnızlığa aklımız takılır ve yaşamın içyüzü, özü umutsuz ve korkunç görünür..."
Spoi!
Bir Dilim Bifteği bitirmenin şerefine içtiğim soğuk su sayesinde günlerdir öksürmekten ciğerlerim çıkmış vaziyette bitirdiğim kitaptı Bozkır. Okurken dikkatimi tam toplayamadığım için eminim ki kitabı hakkıyla yorumlayamayacağım ama Bozkır benim için tasvir etmekten konuya odaklanamadığım bir kitap oldu. Ana karakterimiz Yegoruşka, dayısı ve peder Hristofor'un yün satma yolculuğuna katılıp kendisi için gimnaziya'ya kaydolmaya gidiyordu. Kitapta dikkatimi çeken olay; yolcuların nereye giderse gitsin hep misafirperver insanlar tarafından karşılanmasıydı. Tabi Pantley'in anılarında ki han sahipleri hariç. Ayrıca insanların birbirlerine olan güvenleri de şaşırılmayacak gibi değil, şahsen İvan İvanıç'ın yerinde ben olsaydım yeğenimi güvenip arkadaşlarıma emanet etmezdim. Bu düşüncem sayesinde kitabı hep çocuğun başına bir şey gelmemesi için ettiğim dualar ile bitirdim. Kitapta ki bölümleri tek tek yorumlamam gerekirse:
•Solomon'u ağa-köylü, patron-işçi çatışmalarında desteklediği köylü, işçi tabakalarını savunma biçimini çok doğru buluyorum. Kardeşi gibi -tabiri caizse- yalaka olmadığı için de Solomon'un duygularına daha çok güvenebiliyorum. Lakin hayat şartları altında Solomon gibi olunursa yiyecek ekmek bulunamayacağını, hayatın herkesi Solomon'un kardeşi gibi yaptığı gerçeğini de söylemeden edemem.
•Dımov'un küçüklerine ve büyüklerine duyduğu saygısızlığın nedenini bir türlü çözemedim. Fakat insanları önce kırıp sonra gönüllerini almaya çalıştığı için de bunu kötü amaçla yapmadığını düşünüyorum.
•Son olaraktan bu kitap gerçekte yaşanmış olsaydı kitapta ki olayın bir hafta bile sürmeyeceğini düşünüyorum. Gerçekten kitap hangi amaçla başladıysa öyle de bitti. Yoldayken çıkan fırtınadan dolayı sürpriz bir şeyler bekliyordum... Bütün şaşkınlıklarım bir yana İvan İvanıç yeğenini gerçekten ablasının arkadaşı Nastasya Petrovna'ya bırakabildi... Gerçekten çocuk orada kaldı...
Kitaba Pantey Dede'nin aksiyon dolu -kitabın demesiyle kurmaca- anılarının hissettirdiği heyecan sayesinde 10/10 verebilirim ama az kalır, Panteley Dede 100/100'u hak ediyor.
(Gimnaziya: Ortaokul.)