"Konuya bilimsel bir yaklaşımla bakmaya çalışıyordum. Ne de olsa, üç dört bin yıl önceki yamyam atalarımız kadar insan olmadıkları gibi, insanlıktan çok daha fazla uzaklaşmışlardı. Ve gelinen bu noktayı bir eziyet olarak görecek akıl çoktan yitip gitmişti. Ben neden dert edeydim ki"?"
SONUNDA BİTİREBİLDİM!
Yüzüm utançtan kıpkırmızı kesilmişken yazıyorum incelememi, 85 gündür bir kitabı bitirmeye çalışıyorum.
Bol bol tasvir yapmak için sanıyorum ki yeterince gelişebilmiş ve sabırlı değilim. 85 gündür okudum da okudum, okudum da okudum. Sadece Zaman Makinesini okudum. Başka herhangi bir kitaba şans vermeden sadece bu kitaba odaklandım. Hırs ettim, inatlaştım! Dedim ki "bu kitap bitmeden başka bir kitaba geçmek yok!" O yüzden 85 gündür beynime sanki matematik sorusu çözdürüyormuş gibi esnek olmasını sağlamaya çalışıyordum, sonunda bugün bütün çalışmalarım bitti. Ne utanç verici ama... Kitap son 30 sayfa aşırı heyecanlı olmaya başladı. Morlock'ların Zaman Gezginine yaşattığı aksiyonu onunla birlikte yaşarken Weena'nın ölümü beni çok şaşırtmıştı. Weena'nın bir yerlerden çıkmasını çok isterdim. En son sayfada Zaman Gezgininin "yarım saat"lık seyahati +3 yıla çıkması ne yalan söyleyeyim beni Weena kadar etkilemedi. Kitaba utanaraktan 10/10 verip bir başka kitaba yolculuğu başlatıyorum. "Bana sadece yarım saat verin."
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437,1bin okunma
"Göğün derinliklerine uzun süre gözünü ayırmadan baktığında, düşüncelerle ruh, yalnızlığın bilincinde birleşirler nedense. Kendini çaresizce yanlız hissetmeye başlarsın, daha önce yakın ve kendine ait sandığın her şey sonsuz biçimde uzak ve değersiz olur. Binlerce yıldır gökyüzünden bakan yıldızlar, insanın kısacık yaşamını umursamayan anlaşılmaz gökyüzü ve sis, onlarla göz göze kaldığın ve anlamlarını kavramaya çalıştığında suskunluklarıyla ruhunu ezerler; her birimizi mezarda bekleyen yalnızlığa aklımız takılır ve yaşamın içyüzü, özü umutsuz ve korkunç görünür..."
Spoi!
Bir Dilim Bifteği bitirmenin şerefine içtiğim soğuk su sayesinde günlerdir öksürmekten ciğerlerim çıkmış vaziyette bitirdiğim kitaptı Bozkır. Okurken dikkatimi tam toplayamadığım için eminim ki kitabı hakkıyla yorumlayamayacağım ama Bozkır benim için tasvir etmekten konuya odaklanamadığım bir kitap oldu. Ana karakterimiz Yegoruşka, dayısı ve peder Hristofor'un yün satma yolculuğuna katılıp kendisi için gimnaziya'ya kaydolmaya gidiyordu. Kitapta dikkatimi çeken olay; yolcuların nereye giderse gitsin hep misafirperver insanlar tarafından karşılanmasıydı. Tabi Pantley'in anılarında ki han sahipleri hariç. Ayrıca insanların birbirlerine olan güvenleri de şaşırılmayacak gibi değil, şahsen İvan İvanıç'ın yerinde ben olsaydım yeğenimi güvenip arkadaşlarıma emanet etmezdim. Bu düşüncem sayesinde kitabı hep çocuğun başına bir şey gelmemesi için ettiğim dualar ile bitirdim. Kitapta ki bölümleri tek tek yorumlamam gerekirse:
•Solomon'u ağa-köylü, patron-işçi çatışmalarında desteklediği köylü, işçi tabakalarını savunma biçimini çok doğru buluyorum. Kardeşi gibi -tabiri caizse- yalaka olmadığı için de Solomon'un duygularına daha çok güvenebiliyorum. Lakin hayat şartları altında Solomon gibi olunursa yiyecek
BozkırAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,729 okunma