8/10
·47 syf.··
2024 161. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2024 02:03
Atina, hiç şüphesiz, olağanüstü bir yönetime sahipti ve Atinalılar da bu gerçeğin farkındaydılar. Atina temsilcileri, Atina ile Sparta arasındaki savaş ilanına kadar uzanan toplantılarda, kendilerini o ana kadar getiren uzun ve asil tarihlerini vurgulamaktan hiçbir zaman geri durmamışlardır. Perikles'in kapsamlı bir cenaze töreninde yaptığı, dünyanın en etkili konuşmalarından biri olarak görülen bu konuşma, Atina'nın "eşsiz" karakterini överek, onu diğerlerinden istisna ve istisnai bağlamlarda ayrı tutmaktadır. Atina istisnacılığının doğası üç yönlüdür. Birincisi kurnazlık, ikincisi askeri kuvvet (ki bence hepimiz Sparta'lıların bu konudaki üstünlüğü bakımından hemfikiriz), üçüncüsü ve en önemlisi ise politikadır. Yani Atinalılar, "Pers Savaşlarındaki askeri başarıları ile Yunanistan'ı kurtarmış", Yunanistan'daki en zeki vatandaşlara sahip olduklarını savunmuş; hem de Atina rejimi ve buradaki siyasi düzenin dünyanın en iyisi olduğunu iddia etmişlerdir. Spartalılarla yapılan bir tartışmada Atinalılar kayıtlarını karşı tarafa teslim ederler: "Bakın bunlar bizim kayıtlarımız. Maraton'da Perslere karşı durduk ve onlarla teke tek karşılaştık. Daha sonraki istilada, düşmanla karada çarpışamadığımız zaman (Thermopylae'ye atıfta bulunuyorlar ancak oradaki durum Atinalıların bulunduğu durumdan ziyadesiyle farklıdır), tüm halkımızla birlikte gemilerimize bindik ve Salamis'teki savaşa katıldık. Perslerin Mora'ya karşı yelken açmasını ve şehirleri tek tek yok etmesini engelleyen şey buydu." Atinalılar bu iddialı açılış konuşmalarında iki adet sıkıntılı hamle yapmışlardır ve şu durumda her ikisi de Spartalıları hafife almaktır. Thermopylae'den farklı olarak, MÖ 490'da Maraton'da tek başlarına Pers işgalini engelleyen Atinalılar, Birinci Pers Savaşı'nın nihai kara zaferini elde etmişlerdir. Buna ek olarak İkinci Pers Savaşı'nda Salamis'teki zafere en çok katkıda bulunanlar da Atinalılardır. Ancak burada gözden kaçırılan bir husus vardır ki; Thermopylae'deki Spartalılar; Atinalıların onlara yardım tedarik etmeyi reddetmesi üzerine ne olursa olsun cepheyi terk etmemiş, Corinthliler, Locrialılar ve Phocialılardan aldıkları minimum miktarda destek ile imkanları dahilinde sınırlarını savunmaya devam etmiş, üstün savaş stratejileri ve eğitimleri olmasına rağmen yeterince kaynağa sahip olmadıkları için Perslere yenik düşmüşlerdir. Atinalılar Spartalıları reddetmemiş olsalardı, şehirleri yakılıp yıkılmayacak, vatandaşları yurtlarını terk etmek ve başka halklara köle olmak zorunda kalmayacaktı. Belki sonraları gelişen daha büyük çapta bir savaşa bile meydan bırakılmayacaktı. Atina temsilcileri Salamis Savaşı'nı tahmin ederek, “Hellas'ın kaderi donanmasına bağlıydı. Bu sonuca üç önemli şekilde katkıda bulunduk: gemiler ürettik, generallerin en zekisini yetiştirdik ve en sarsılmaz cesareti gösterdik. 400 gemiden yaklaşık üçte ikisi bizimdi: komutan, esas olarak boğazlarda yapılan savaştan sorumlu olan Themistokles'ti (burada Themistokles'in zekasını vurguluyorlar) ve bizi kurtaran da bu oldu." Yunan amirali Atina'nın evladıdır. Başka bir deyişle Yunanistan, bütünlüğünü diğer Yunan yönetimlerinden çok Atinalılara borçludur. Ancak kendi seçimlerinin sonuçlarını, kendi ürettikleri çözümlerle halka tanıtıp bunun adına da kahramanlık demek kulağa iki yüzlülük gibi geliyor. Atinalılar Yunanistan'ı kurtardıktan sonra aniden kucaklarında buldukları bu imparatorlukla ilgili olarak, bu ülkeyi fetih yoluyla elde etmediklerini telaş içerisinde belirtmiştir. “Bu sırada müttefiklerimiz kendi istekleriyle bize geldiler ve onlara liderlik etmemiz için bize yalvardılar." Atina'nın istisnacılığının bir kısmı, imparatorluklarının tarihsel normlara meydan okumasından kaynaklanmıştır. Fetihle değil, "nazik" bir savunma ile inşa edilmiş Atina devletinin adaleti, onunla aynı hizada olan diğer Yunan şehir-devletlerinin ona “önderlik etmesi için yalvarmaları" gerçeğine dayanıyor." Kısacası, iddialara göre Atina, başkalarını fethetmek yerine "kurtarmak" üzerine kurulmuş bir imparatorluktur. Spartalılarla giriştikleri resmi savaş ilanlarına yol açan bu tartışmada Atina'nın, örnek gösterdiğim istisnacılığı yeterli değilse eğer, Perikles'in ünlü cenaze konuşması, bu sözde istisnacılığı daha da nitelikli bir şekilde gözler önüne sermektedir. Perikles, Atina'nın politik düzeninin benzersiz olduğunu ve bunun dünyada başka hiçbir yerde bulunmayan bir düzeni sürdürmekle başladığını savunmuştur, "[Atina] komşularının düzenlerini kopyalamaz. Ayrıca, "herkes kanun önünde eşittir," demiştir. Tabii her şey bir kenara, politika ve siyaset alanlarındaki haklarını yememeliyiz. Atina, dönemine göre dünyanın ve hatta Yunanistan'ın politik karanlığı içerisinde tıpkı bir ışık kaynağı gibi parlamıştır. Diğer şehir-devletlerinin monarşik ve oligarşik sistemlerinden farklı bir siyasi düzen inşa eden tek şehir-devleti olmakla birlikte; Yunanistan ve dünyadaki tek demokratik ve eşitlikçi yönetim Atinalıların olmuştur. Perikles'in de belirttiği gibi, "Anayasamıza demokrasi denir çünkü iktidar bir grubun değil, tüm halkın elindedir." Atina'yı gittikçe daha fena bir hâlde öven Perikles, demokrasiyi meritokrasiyle ilişkilendirmeye devam eder, "Önemli olan belirli bir sınıfa ait olmak değil, kişinin sahip olduğu asıl yetenektir." Diğer yönetimlerin sosyal sınıfa dayalı konumlandırmalara sahip olduğu bölgelerde Atina'yı istisna yapan: "— demokratik hükümetin işlevsel parçaları, insanın sahip olduğu asıl yetenekte bulunur.” Atina'nın proto-liberalizmi, konuşmanın ilerleyen kısımlarında Perikles'in cesurca, “Hiç kimse, içinde devlete hizmet etme yetkisi olduğu sürece, yoksulluk nedeniyle siyasi belirsizlik içinde tutulamaz. Günlük hayatımızda birbirimizle ilişkilerimiz nasıl özgür ve açıksa, siyasi hayatımızda da öyledir." Perikles, tıpkı bu "eşsiz" yönetimi savunmak adına yaptığı gibi, vatandaşlarını erdemli olmaya davet etmek için de Atina düzeninin istisnacılığına güvenmektedir. Atina, vatandaşlarına benzersiz özgürlükler tanır, ancak bu özgürlükler kamu hukuku tarafından hafifletilir; yani Atina vatandaşları kendi hanlerinde uygun gördüklerini uygularken, toplum içinde kamu hukukuna bağlı kalırlar. O hâlde Atina, kamuflajını kamusal ve özel alanlar olarak ikiye ayırır ve birini diğerine dayatmaz. Perikles, Atina'nın hayatlarını feda etmiş kahramanlarına yaptığı cenaze konuşmasını şu sözlerle kapatmıştır: "Tercih ettiğim şey, gözlerinizi her daim Atina'nın gerçek yüceliğine dikmeniz ve ona aşık olmanızdır. Onun yüceliğini, maceracı bir ruha sahip, görevlerini bilen, belirli bir standardın altına düşmekten utanan insanların oluşturduğunu gösterin." O hâlde Atina'nın istisnacılığı çok yönlüdür: Atina'nın gücü fetihten değil (imparatorluk kurma normunda olduğu gibi), savunmadan (tarihteki tek istisna) ortaya çıkmıştır; Atina'nın siyasi düzeni ve anayasası benzersizdir, dünyadaki tek demokratik, eşitlikçi ve meritokratik anayasal düzendir. Perikles'in ifade ettiği gibi, ”Onun yüceliği", Atina'nın dünyada eşsiz olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Bu nedenlerden dolayı vatandaşlar Atina'ya aşık olmalı ve muhtaç olduğu vakitte savunmaya yardımcı olmalılardır. İddiaların gerçekliği tartışmaya açıktır ancak Atinalılar tarafından iddia edilen şey işte tam olarak budur. Perikles'in hitabetinden ve Atinalıları savaşa sürükleyen tartışmalarından görülebileceği üzere Atina kendisini, "tarihin tüm kurallarının istisnası olduğu için" istisnai olarak görmüştür. Ülkelerinin, kendilerini zorba bir imparatorluğa (Perslere) karşı savunma yapmaktan doğmuş bir imparatorluk olduğunu, Atina'nın Yunanistan'ın savunulmasındaki savaş katkısının diğer tüm şehir-devletlerinden daha büyük olduğunu iddia etmişlerdir. Atina ve vatandaşları, diğer şehir-devletlerinden farklı olarak eşsiz bir zenginlik ve özgürlüğe sahip olmuştur; kamu-özel ayrımına saygı duyulmuş, ancak tehdit edildiğinde vatandaşlarını kamu görevlerini yapmaya da çağırmışlardır.  Ne yalan söyleyeyim, bütün bu nitelikler Amerika Birleşik Devletleri'nin Yeni Roma'dan çok Yeni Atina olup olmadığı sorusunu bana sorduruyor ve düşündürüyor. Öte yandan bu spesifik konuşmasında Perikles, tarihi gerçekleri bir kenara bıraktığımızda, onurlu ve gururlu olmanın ne demek olduğunu okuyucuya anlatmakta. Hayatlarını "onurlu" bir görev adına feda etmiş askerlerin, silah arkadaşlarının geride bıraktıkları aile üyelerine samimiyet ve içtenlik dolu sözlerini iletmekte, okuyucuya yaşamın ve ölümün anlamını hatırlatmaktadır. Bu tarz metinlerin neden yüzyıllar boyu büyük bir değer yargısıyla incelendiklerini kesinlikle anlayabiliyorum. Hepimize hitap ettiği için özellikle okul çağındaki ve ötesindeki okuyuculara tavsiye ederim. Saygılarımla. Pericles' Funeral Oration: Thucydides' History of the Peloponnesian War, Book II, xxxv-xlvi by Thukydides
Edebiyat
·
365 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Dilay
Gönderi Sahibi
Kitapta sıkça kullanılmış, okurken gözüme takılan bazı söz sanatlarını da aşağıya ekliyorum. Bazılarının Türkçelerini hatırlamamakla birlikte, böyle figürler retorik alanında, spesifik olarak eski metinlerde, çokça kullanılmaktadır: Antitez Caymaca Kopukluk Anastrof Yineleme Paralel Yineleme Antanagoge Asterismos Eutrepismus Procatalepsis Mecaz Mecazı Mürsel Yinelem Demezcilik Aporia Exergasia Örtmece Arıksayış Antimetabol