8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2024 14. kitabı
İnsanın suratına tokat gibi çarpan, bittikten sonra uzun uzun duvarları izleyeceğiniz türden bir kitap. Keşke okumasaydım ve iyi ki okudum diyeceğiniz, sizden bir çok şey koparıp aynı zamanda size bir çok şey kazandıran ikililik ile dolu bir eser. Hastalıklı/kötücül ve okuduğum kitaplarda karşılaştığım en iyi işlenmiş kadın karakterini barındırıyor içinde. Basit bir kitap diye düşünüp yanılmayın, çünkü bitirdikten sonra yaşlandığınızı hissedeceksiniz, delilik bu gerçekten. Bu kitap hakkında saatlerce konuşmak istiyorum. Önce güç olgusu ve paranın güçle olan ayrılmaz ilişkisinden bahsedeceğim. Clegg, yalnız, kimsesiz, toplumdaki silik/sevilmeyen basit bir memurken, bir anda kazandığı servet sayesinde paranın yanı sıra daha önce hayal dahi edemeyeceği bir şeyi kazanıyor: güç. Artık isteyeceği her şey elinin altında, her arzunu gerçekleştirebilir kimseye hesap vermeden. Parayla gelen bu güç, onun içindeki kötücül, hasta, adi ve günahkar taraflarını bastırmadan, engellemeden eyleme dökebilmesine sebep oluyor. Miranda onun için ulaşılmaz bir hedefken, artık kolay bir şekilde evinin mahzende tutsak edebileceği bir mahkum haline geliyor. Clegg’in yaptığı her suçu meşrulaştırmak için, kendini haklı çıkartmak için “eğer başkaları da benim gücüme sahip olsalardı, ahlakı umursamadan aynı şeyi, HATTA DAHA KÖTÜSÜNÜ (tecavüz, cinayet) yaparlardı, o yüzden ben masumum” demesiyle görüyoruz. Modern dünyamızda da paranın her kapıyı açtığını, yolsuzlukları ve kötülükleri örttüğünü, insanları güçlü bir pozisyona getirdiğini görebiliriz. Güce sahip olanlar gerçekten ahlaki/etik yargıları umursamadan gönlünce hareket etme hakkına sahip olabilirler mi? Yazar, içindeki yaşadığı toplumdaki sınıf farklılıklarını eleştiriyor. Miranda, üst sınıfa ait zengin, elinde her imkanı olan bir entellektüellen; Clegg alt sınıfa ait, bayağılıklarla dolu, düşünmeyen ve sorgulamayan sınıfa ait. Parası olan ama ahlaki olarak yozlaşmış, erdemlerden yoksun, paraya tapan, düşünmeyen bayağı sınıfın büyük çoğunlukta olması, ve bunların toplumum geneline egemen olup onları “tutsak” etmesi, ve gelişimi engellemesi eleştiriliyor. Güce sahip olan zayıf zihinlerin, geri kalanlara hükmetmesi gibi. Günümüzde de böyle değil mi? 60lardan beri bu durum daha da arttı. Miranda’nın nefret ettiği Caliban cahilliği artık dünyamıza egemen. Bu rehavetten kurtulmanın tek yolu da toplumun körlüğünden kurtulup, yaşamdaki değerimizi bilip, imkanlarımızı güzellik için kullanmak ve gelişmek- bu da Caliban’ın ısrarla yapmak istemediği, her zaman doğduğu sınıfta kalmak istemesine yorumlanabilir. Parası var, ama asla gelişmek için kullanmıyor. Kendi bayalığıyla Miranda’nın özgür zihnini, gelişimini engelliyor, yaşam hakkını ve özgürlüğünü elinden alıyor, mahzende tutsak ediyor. Mirandaya hissettiği şey başından beri asla aşk değildi. Mirandanın da dediği gibi, ona sadece biriktirmek istediği bir nesne olarak baktı; ruhu, aklı, fikirleri ve güzelliği değildi olay. Miranda türünün en güzel örneklerinden biriydi, zekası ve güzelliği sayesinde, aynı koleksiyonundaki kelebekler gibi. Ve bütün arzusu ona sahip olmak, kafesin içine koymak, istediği zaman seyredebilmekti. Ne kadar acı. Sanırım Miranda karakteri okuduğum kitaplardaki kadın karakterlerden en çok hissettiğim kişi oldu. Yaşam tutkusu, içinde kor gibi yanan hayat sevgisi, evrene ve doğaya duyduğu sevgi, geleceği düşlemesi, asla öleceği ihtimaline teslim olmaması, büyük ümitsizliğine rağmen güçlü duruşu, zekası, fikirleri, ruhu… evet ruhu onu bambaşka bir karakter yapıyor. Bir çok insanın hayatında toplamda düşünmediği kadar çok şeyi düşünüyor tutsaklık zamanında. Özgürlüğünü kendi içine ruhsal bir yolculuk yapmakla buluyor ve tutunduğu tek dal GP oluyor. Clegg’i öldürmesi kitabı okurken bizim için en doğru şey gibi geliyor, ama o eline fırsat geçse de kendi erdeminden be ahlakından ödün vermiyor- Clegg onun acı içinde ölümünü izlemesine rağmen. 20 yaşında toy bir kız olması gerekirken bize aslında ne kadar da çok şey öğretiyor. Psikolojimi bozan kısım işte burası. Yaşamayı en çok hak eden gencecik, sevgi dolu bir ruha sahip yaşama tutkuyla bağlı olan ve ölmemek için yalvaran bir kızın özgürlüğünün elinden alması ve dört duvar arasına hapsedilmesi. Güneş ışığına bu kadar hasret kalan bir kızın ölürken güneş diye sayıklaması, temiz havaya muhtaç kalması… Gerçekten okurken katlanamadım ve alt üst oldum. Bayağılıklar tarafından tutsak olmayalım. Zihinlerimizi özgür bırakalım ve her zaman besleyelim imkanlar dahilinde. (Mirandanın tutsak olmasına rağmen sanattan ve ilimden vazgeçmemesi gibi) GP nin dediği gibi ruhumuzu katarak yapalım her şeyi, eyleme geçelim, yaşamı sevelim güzelliklere saygı duyalım. Biriktirmeyelim, paylaşalım.
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
·
64 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.