"Belki o kadar çok şey hissediyordu ki tek bir duyguyu ayırt etmek imkansızdı. Ona tüm hikayesini anlatmak zorundaydı."
Hayatta kalanlar, size bir aile hikayesini tanıklık ettiriyor. En az her aile kadar kaotik anların yaşandığı ve en az her aile kadar da mükemmellikten uzak olan kapaktaki üç balığa tekabül eden üç çocuklu bir aile. Dengesiz, garip kuralları olan, ani duygu durumu değişiklikleri yaşayan bir anne ve anneye göre daha makul olmasına rağmen öfke problemleri sebebiyle sinirliyken çevresine zarar veren bir baba figürü. Aralarındaki tuhaf, çoğu zaman sessiz olmasına rağmen gergin, ev atmosferini etkisi altına alan bu uyumsuzluğa ortanca çocuklarından Benjamin'in anlatımından dahil oluyoruz.
Anlatımda hoşuma giden şeylerden biri; yazarın, anne ve babaya adlarıyla hitap etmek yerine sadece Benjamin'in gözünden anne, baba demeyi tercih etmesi oldu. Bunu oldukça sempatik buldum.
Ayrıca yazarın ters köşe yapması veyahut böyle bir çaba gütmesi beni bir anda soğuttu çünkü neredeyse kitabın son sayfalarına denk gelmesi sebebiyle yeni gelen bu bilginin kitabın bütünüyle ve karakterleriyle tam manasıyla özdeşleştirilmesini imkansız buldum. Kitap bittiğinde hafızamı zorlayıp yeni gelen bu parçayı nerelere serpiştirmem gerektiğini bulmaya çalıştım ve karakterlerin davranışlarını etkileyen detayları gözden kaçırdığıma neredeyse eminim. İyi tarafından bakmaya çalışırsam, bu durum kitabı bir daha okuyabilmem için motive edecek bir durum da olabilir tabi ki.
İletişim ve konuşma akışları, Benjamin'in anıları ve belki de terapistinin de dediği gibi onun zor durumlarla baş edebilmek için kendi yorumunu da katarak bize belki de değiştirerek anlattığı geçmişin tozlu ama can alıcı parçaları güzel bir bütünlük oluşturuyor. Ve kimin zihninde değişime uğramıyor ki geçmiş? Ne olduğu gibi kalıyor ki soyut anılar evrilmesin? Hatta şöyle diyor bu konuyla ilgili Louis Ferdinand, Gecenin Sonuna Yolculuk adlı kitabında Gecenin Sonuna Yolculuk:
"Mazide kalmış biçimler arasında el yordamıyla ilerlerken kaybolabiliyor insan. İnsanın geçmişinde artık kımıldamayan ne de çok nesne, ne de çok kişi var öyle, ürkütücü. Zamanın mahzenlerinde yitirilmiş canlılar ölülerle birlikte o kadar uyumla uyuyorlar ki daha şimdiden aynı gölge örtüyor gibi onları."
Anne figürünü oldukça ilgi çekici buldum. Cezalandırma sistemi, minik çocukların yapabileceği olağan hatalara verdiği aşırı tepkiler ve ders olsun diye öğretmeye çalışırken gösterdiği çabanın yetersizliği ve konudan sapması. Baba ile Benjamin'in o özel, beraber geçirdikleri tatlı anlar. Sanırım yazarın, anne ve babanın da geçmişlerinden bahsetmesini isterdim çünkü onları sadece Benjamin'in buğulu çocukluk anılarından görmek, tutumlarını makul bir zemine oturtamamama ve havada asılı kalan soru işaretlerine sebep oldu benim için. Sanki bir şeyler eksikti, anne ve babanın kavga sebepleri havada kalmıştı lakin baba figürünün sinirli anları oldukça netti.
Uzun lafın kısası üstüne düşündükçe kitap daha da güzelleşiyor şimdi. Şanslıyım ki, kitap hakkında daha başlamadan beni etkileyebilecek hiçbir beklentim, bilgim olmadan başladım. Kitaplarda ters köşe bekleyen, heyecan isteyen bir okuyucu değilim bu yüzden bu hevesle başlamadım. Hayatın akışında karakterlerden kendime bir şeyler çıkarmak isteyen, onları yorumlamayı seven, belki de derinlere inip onlarda biraz da olsa kendimi görüp bundan garip bir zevk alan bir okur olmam sebebiyle Hayatta Kalanlar; herkese zevkle tavsiye edebileceğim hoş bir kitap.