Farabi'ye göre Mutluluk;
İnsanın, onu diğer canlılardan ayıran, kendisini her ne ise o yapan en temel özelliği ise akıl veya düşünmedir. De­mek ki insan, kendine özgü faaliyet türünü tam olarak hayata ge­çirdiği, aklı bilkuvve olmaktan çıkarak bilfiil duruma geldiği, kaza­nılmış akıl düzeyinde hakikatleri bilme gücüne kavuştuktan sonra etkin akılla irtibat tesis ettiği ve hakiki bilgiyle aydınlandığı zaman mutluluğa erişmiş olur.
Sayfa 237 - SAY Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
··
613 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yahya Saygan
Gönderi Sahibi
Kendini Gerçekleştirme ve Saadet Etiği: Farabi, insanın mutlu olmak için yaratılmış olduğunu ve sınırlı da olsa bu mutluluğu tek başına gerçekleştirme güç ve imkanına sahip bulunduğunu öne sü­rer. Onun gözünde de mutluluk, araçsal mutlak bir iyidir. O, hiçbir şeye bir araç olmayıp, doğrudan doğruya bir amaçtır ve bu, apaçık bir şeydir. Mutluluk, kendi içinde tam ve en yüksek değerdir. Yani, insan mutluluğu elde ettiği zaman, onun başka hiçbir şeye ihtiyacı kalmaz. Bununla birlikte, mutluluk insanın maddi varlığının ihtiyaçlarını öl­çüsüzce karşılamasından, olabildiğince haz elde etmesinden, zengin­ lik veya şan-şeref peşinde koşmasından meydana gelmez. Mutluluk insanın kendini gerçekleştirmesinden, özellikle teorik boyutu içinde akıl kuvvetini hayata geçirmesinden meydana gelir ve insanın aşkın­lığında bulunur. Mutluluk ya da kemalin teorik özünü vurgulayan Farabl'ye göre, aklın işlevi birey için en yüksek tatmini yaratmaktır. Buna göre, akıl hem mutluluğa ulaştıran biricik araçtır ve hem de mutluluğun kendisi ve sürekli kaynağıdır. Başka bir deyişle, mutluluğun en temel bileşeni tefek k ürde kemal olduğundan, in­san akıl kuvvetini gerçekleştirdiği, felsefi tefekküre yükseldiği za­ man, onun önündeki saadet kapısı ardına kadar açılır ve o maddi varlığım aşar. Demek ki , insanın amacı esas akli melekelerini bilerek ve isteyerek geliştirmek, evrenin esas ve en yüksek amacım anla­maktır. Bu ise, Etkin Akıl'ın insanın akıl kuvveti üzerindeki etkisi ya da eylemiyle mümkün olur. İnsana düşen de esas budur: Felsefi tefekküre yükselmek. Bunu yapan insan, sadece mutluluğa değil, aşkınlığa ve ölümsüzlüğe erişir; gerçekleştiremeyenlerse, ölümle birlikte yok olup giderler. Bununla birlikte, insan aklının olgunlaşıp Etkin Akılla irtibat kurması, evrensel bilgiyle aydınlanması olarak tanımlanan en yük­sek ve en gerçek mutluluğa Farabi de, tıpkı Aristoteles'te olduğu gibi, sadece filozofların ve onda fazladan peygamberlerin ulaşabil­diği unutulmamalıdır. Gerçek mutluluğun sadece çok küçük bir azınlık için mümkün olduğunu ima eden böyle bir anlayış, elbette Yunan' dan mülhem olan bir entelektüel elitizmle yakından ilişkili­ dir. Söz konusu elitizm özellikle de Farabi din ile felsefe arasında oldukça radikal bir ayrım yaptığı, insanların büyük bir çoğunluğu­ nun teorik olarak yeterince temellendirilmemiş zahiri bir mutlulu­ ğun peşinden koştuğunu söylediği zaman ortaya çıkar. Onun ba­kış açısından, biri gerçek biri zahiri olmak üzere iki tür mutluluk vardır. Bunlardan gerçek mutluluk özellikle filozofların ve bu arada peygamberlerin erişebileceği bir şey olup akli ruhun bedenden ayrı veya ayrılabilir olan kısmının faaliyetiyle, Etkin Akıl ile ittisal şek­ linde gerçekleşir. Sadece seçkinlerin erişebildiği böylesi bir mutluluğa sıradan in­ sanlar olsa olsa yaklaşabilirler. İyi düzenlenmiş bir toplumda ancak ikinci dereceden bir mutluluğa, hiç kuşku yok ki peygamberleri­ nin önderliğinde, ahlaklı ve erdemli bir yaşayışa imkan sağlayacak alışkanlıklar geliştirerek güzel huylar kazanarak erişebilirler. Yani, onda sıradan insanların mutluluktan pay alabilmeleri için, kendile­ rini mutluluğa götürecek erdemli davranışları kazanmaları ve ka­ zandıktan sonra da onları koruma konusunda sürekli ve ciddi bir çaba göstermeleri gerekmektedir. s.238