·198 syf.····Okunma: 05 Temmuz 2024 19:04 Bu yıl neden böyle oldu bilmiyorum ama okuduğum her kitapta "Ne oluyor, ne anlatıyor, ben ne okuyorum?" gibi sorularla boğuşuyorum. Bu kitap da bu sorularla boğuşturanlardan biri oldu. İlk on sayfada bu kitabın yorumcularının yazara sert eleştirilerde bulunmuş olabileceğini düşünmüştüm nitekim yorumları okuduğumda haklı olduğumu gördüm.
Çocukken okuduğum her kitabı beğenmek zorunda hissediyordum kendimi ya da tutulan her kitap muhakkak güzel olmak zorunda, bana hitap etmek zorunda sanırdım. Biraz olsun büyüyünce, okuduklarım belirli bir haddi bulunca ve kendimi "okur" sıfatını takınmaya layık görünce, beğenmeme hakkına sahip olduğumu düşünmeye başladım. Evet doğru tahmin, kitabı çok da beğenmedim.
Beğenmeme sebebimin kitaba fazla anlam yükleyerek ve büyük beklentilerle başlamış olmam olduğunu düşünüyorum. Özellikle bu konuda eleştirilebilme ihtimalimi göz önüne alarak söylemek istediğim şeylerden ilki şu: Kitap adının ve içeriğin uyumsuzluğu.
"Çavdar Tarlasında Çocuklar" başlığı bana Büyük Buhran dönemini anımsatmıştı. Lakin kitapta anlatılan: "Bazen insan sadece bir çavdar tarlasında dolaşan, uçurumun kenarından düşmek üzere olan çocukları yakalamak ister."
İçeriğe bu bağlamda girebiliriz. Zannımca çavdar tarlasında başıboş dolaşan ve uçurumun kenarından düşmek üzere olan çocuk, karakterimiz Holden. Holden ergenlik asiliğini doruklarında yaşayan, yaşından dolayı her şeyde anlam arama çabasına giren ama ne yazık ki bulamayan, bence ailesinin de farkında olmadığı ya da görmezden gelmeyi seçtiği bir çocuk. Konuya belki çok bir söz etmemek gerek ama biçemle birlikte düşündüğümüzde dramadan başınızı ağrıtacak bir kitap.
Öğrendiğime göre kitap zamanında yasaklanmış, sansürlenerek tekrar piyasaya girmiş bir kitap. Yani yazarın üslubunun hem sert hem laçka olduğunu anlayabilirsiniz. Bu durum beni biraz yorsa da olmadığı biri gibi görünmeye çalışan karakterimizin iç dünyası bundan ileriye gitmezdi zaten diye düşünüyorum. O yüzden yazarın üslubunun bu ağır eleştirileri de hak etmediği fikrindeyim. Kitabın alametifarikası zaten üslubu.
Okumak kesinlikle bir zaman kaybı değildi fakat kitabın bana ne kattığını da açıklayabilmem biraz zor. İnsan zihninin kendini kandıramayacağı ve kriz zamanlarında zihnin nasıl karışabileceği diyebiliriz, belki?
Bu arada karakterin kardeşi ile olan diyalogları neydi öyle, "bittim buna" :) Kitabın en vurucu yeri zaten buydu. Karakter kardeşlerinden her bahsettiğinde pür dikkat okudum. En güzel yerler oralardı. Bir abla olarak bazen gözüm bile doldu diyebilirim :')
Geçmiş senelerde Teoman, konserinde "Gönülçelen" (Aynı zamanda kitabın eski adı) şarkısını söylemeden önce bu kitabı çıkarıp rastgele bir cümlesini okumuş ve kitabı sevdiğinden bahsetmişti. Daha sonra birine bu kitabı hediye etmişti. O zaman anlamamıştım ama evet, şimdi düşününce Holden ve Teoman benzerliği anlam kazanıyor diyebiliriz...