·352 syf.····Okunma: 04 Temmuz 2024 22:37 Orwell, özel bir kargo şirketinde çalışan bir helikopter pilotudur. Son sevkiyatını teslim etmek üzere 35°52’ - 34°25’ koordinatlarına doğru yola çıkar. Ancak kısa süre sonra bu koordinatların okyanusun ortasına ait olduğunu fark eder. Yakıtı tükenmeden acil iniş yapabileceği bir yer ararken, şansı yaver gider ve küçük bir adaya iniş yapar.
İniş yaptığı yerde onu keskin mızrak ve oklarla karşılayan ilkel bir yerli halk vardır. Orwell’i elleri ve ayakları bağlayarak bir dağın eteğindeki mağara girişine bırakırlar. Ancak daha sonra olaylar yön değiştirir. Bu defa karşısına şık kıyafetler içinde, beyaz tenli insanlar çıkar. Oldukça nazik bir şekilde karşılanır ve ağırlanır. Karnını doyurup dinlendikten sonra, durumu izah eder ve yardım ister. Beyaz adamların lideri ona, “Her türlü yardıma hazırız,” der.
Ancak Orwell bir gariplik fark eder. Kendi telefonu çalışmaz. Kendisine verilen telefonda hangi numarayı ararsa arasın, hep meşgule düşer. İnternete bağlanmak istediğinde de her site, her uygulama başka ama neredeyse aynı görünen yerel sitelere yönlendirir. Bu durum onda ciddi bir kuşku yaratır. Biraz hava almak bahanesiyle dışarı çıkar ve bu kez yerli halkın yaşadığı bölgeye doğru yürür.
Orwell artık beyaz adamların verdiği kıyafetleri giymektedir. Bu yüzden yerli halk onu görünce saldırmaz, tam tersine ona boyun eğer. Adayı gezerken çevrede çıplak gözle bile fark edilebilecek kadar zengin altın ve elmas madenleri olduğunu keşfeder. Her şey açıktır: Beyaz adamlar adayı ustaca ele geçirmiş ve sistematik şekilde sömürmektedir.
Orwell, yerli halkın önde gelenlerini toplar ve onlara topraklarına, zenginliklerine sahip çıkmaları gerektiğini anlatmaya çalışır. Refah içinde yaşamanın hakları olduğunu söyler. Ancak yerli liderlerden gelen tepkiler sarsıcıdır:
“Zengin ne? Refah kim? Yaşam nedir? Hak ne demek?”
İşte o an Orwell, bu insanların önce kelimelerinin, yani dillerinin sömürüldüğünü fark eder. Düşünmenin ilk adımı olan dil ellerinden alınmıştır. Artık yalnızca birkaç kalıplaşmış ifade kalmıştır:
“Yemek ye”, “İş yap”, “Her şeye sahibiz”, “Beyaz adamlar olmazsa biz hiç oluruz”…
Orwell artık bilir ki, bu insanlara özgürlük, eğitim, adalet, bilim ya da erdemi anlatabilmek için önce kelimeleri, yani dili geri vermesi gerekir.
Ben olsam Orwell’e şöyle derdim:
“Dillerini yeniden öğretmen imkânsız. Beyinlerinde kalan birkaç kelimeyle yeni kombinasyonlar yap. Çünkü bu insanlar öğrenmeye kapalı değil ama geç kalınırsa, o son kelimeler de unutulacak…”
Kitapta üzerinde konuşulacak çok fazla konu var. Ancak benim en çok dikkatimi çeken ve etkileyen kısım “dil”in sömürülmesi oldu.
Bir halkın önce düşünme yetisinin, ardından kimliğinin nasıl yok edildiğini görmek sarsıcıydı.
İlk defa bir kitaba 10 üzerinden 10 veriyorum ama…
Herkese tavsiye etmiyorum.
Herkesin severek okuyacağı bir kitap değil. Yavaş, sembolik, rahatsız edici derecede düşündürücü.