Yüzyıllardır ne ontolojik kanıtla, ne teleolojik kanıtla ne de başka bir kanıtla Tanrı'yı kabul ettirmeye çalışanlar dişe dokunur bir başarı elde edemedikleri için, nihayetinde müminler adeta pes etmek ve işi kumara indirgemek zorunda kalmışlardır. Bu kumar, "Tanrı'nın var olma ihtimali yüzünden, kendi çıkarımız için ona inanmak en doğrusu olacaktır" mottosunu taşır,
"Çünkü eğer Tanrı yoksa, hiçbir şey kaybetmeyiz... Lakin "Ya varsa?" kumarı, başta tıklama tuzağı (clickbait) reklamlar gibi cezbedici gelse de üzerine biraz düşününce bunun saçma bir tuzak olduğunu ve içinin boş olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü burada bir şey gözden kaçıyor:
Eğer bu mantıkla inanıyorsanız, "hiçbir şey kaybetmiyor" değilsiniz, bu durumda ilk önce dürüstlüğünüzü ve kendinize olan saygınızı, sonra da Tanrı'ya olan güveninizi kaybetmişsiniz demektir.
Her şeyden önce, bu mantık, ticari bir mantıktır ve bu düşünceyle Tanrı'ya inanan biri, sadece kendini kandırıyordur. Kendini kandırıyordur çünkü Tanrı'ya inanmıyordur; sadece inanıyormuş gibi yapıyordur ve olur da ölünce Tanrı ile karşılaşırsa diye, işini garantiye alıyordur. Yani bir nevi, Tanrı'yı da kandırmaya çalışıyordur.
Komiktir ki bazı cahiller, agnostiklerin de bu sebeple Tanrı'ya ne tam inandıklarını ne de onu tam reddettiklerini iddia ederler. Onların zannına göre Agnostikler, öldükleri zaman olur da Tanrı ile karşılaşır iseler, en azından "Ben zaten tamamen reddetmemiştim ki," diyebileceklerdir. Fakat bu tamamen safsatadır, zira Agnostik, her şeyden önce felsefi tutumunda dürüsttür ve kimseyi kandırmaya ya da kumar oynarcasına inanmaya/inandırmaya ihtiyaç duymaz.
Sayfa 110 - Mitra Yayınları - 3. Basım: Mayıs 2023·Kitabı okudu